SirEvo
@SirEvo

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Dünyanın İlk Günü (İmparatorluk, #1)

Okulda gördüğünüz o sıkıcı tarihi unutun. Beyazıt Akman, dünyanın kaderini değiştiren, bir çağı kapatıp yeni bir çağ başlatan İstanbul'un Fethi üzerine öyle bir roman yazmış ki, kitabı elinize aldığınız andan itibaren büyüsüne kapılıyorsunuz ve bir an olsun yanınızdan ayırmak, elinizden düşürmek istemiyorsunuz. Beyazıt Akman, master ve doktora yaptığı Amerika'ya doğru yola çıktığında aklında böyle bir proje olduğunu ama imkanların el vermediğini söylüyor TRT'de katıldığı bir programda. Amerika'daki devasa kütüphanelerin büyük katkısı olduğunu da ekliyor. 5 yılını harcamış bu kitapı oluşturabilmek için. Yüzlerce kaynak, sürüyle eser eşlik etmiş ona bu süreçte. Dünyanın İlk Günü, inanılmaz bir roman. Hani tarih üzerine bir kitap okuyacaksın ve böyle seveceksin deseler dalga geçerdim herhalde. Ancak Beyazıt Akman öyle bir hale getirmiş ki o tarihi, öyle güzel anlatmış ki o zamanları, o saldırıyı, o gelişimi, elinizden bırakmakta güçlük çekiyorsunuz. Sürekli okumak istiyorsunuz. Eğer bir "mutlaka okunması gereken kitaplar" listesi varsa, kanımca bu kitap kendine en tepelerde yer alır. Türü sevin veya sevmeyin, tarihe ilgi duyun veya duymayın hiç farketmez. Yaşadığımız topraklarda inanılmaz emeği geçen, ama nasıl oluyorsa üzerine doğru düzgün bir film çekilemeyen (Sene 2012 oldu, ancak bir Fetih 1453 gördük işte o da idare eder kıvamdaydı) Fatih Sultan Mehmet'i bir de Akman'ın kaleminden dinleyin. İmparatorluk adını verdiği serinin ilk kitabı bu. Aynı zamanda Akman'ın da ilk ve tek kitabı. İmparatorluk II için çalışmalara başlamışlar, ama ne zaman gelir, gelirse böyle bir güzelliğe sahip olur mu bilemiyorum. Yine de dört gözle bekliyoruz tabii. Ne yapıp edin, Dünyanın İlk Günü'nü bir yerlerden bulun. Tabii hala tanışmadıysanız. Ama mümkünse ciltli, adına yakışır bir versiyonu olsun. Bu kitaba vereceğiniz her kuruş sonuna kadar değecektir emin olun. Benim yaptığımı yapıp cep boyunu alırsanız pişman olursunuz. http://cineshoot.net/dunyanin-ilk-gunu-beyazit-akman.html

Delifişek (Zeze, #3)
8/1011.09.2012

Baskı: Delifişek (Zeze, #3)

100 sayfa bile olmaması elinize aldığınız gibi bitirmenizi sağlıyor ama yetmiyor hani. Seriyi güzel bitirdik yine de.

Sisle Gelen Yolcu
7/1031.08.2012

Baskı: Sisle Gelen Yolcu

Olmamış.

Hac
8/1012.08.2012

Baskı: Hac

Bir Simyacı beklemek manasız tabii ama kesmedi beni. Aman aman mutlaka okunası bir yolculuk olmamış. Güzel mesajlar var tabii ama Simyacı'yı okuduğumuzdan farklı bir anlatısı yok gibi geldi bana. Kazanan Yalnızdır daha bir okunmalı.

Baskı: Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1984)

George Orwell'ın acayip bir kafa yapısı varmış, onu anladım kitabı okuduktan sonra. İlk fırsatta da Hayvan Çiftliği'ni okumak istiyorum. 9/10

Sultanı Öldürmek
9/1003.08.2012

Baskı: Sultanı Öldürmek

Tarihle polisiyeyi çok iyi harmanlayıp ortaya İstanbul Hatırası diye bir kitap çıkartan Ahmet Ümit‘in İstanbul’un tarihinden sonra Türkiye’nin yakın geçmişine değindiği Kukla‘sını da okumuştum ki, Sultanı Öldürmek diye yine tarih ile polisiyenin kaynaştığı bir kitaptan haberdar etti üstat bizi. Ki kitap satışa çıktığı gibi de en çok satanlar listesini zorlayıp kendine en tepede yer bulmayı bildi. Hala bu listenin en tepesinde yer alan roman, Ahmet Ümit’in okuduğum 3. kitabı olmasına rağmen kendisini favori yazarlarım arasına dahil etmemi sağlamasıyla da farklı bir yere sahip. İtiraf etmek gerekirse tarihle aram hiç yoktur. Okul yıllarından kalma bir alışkanlık olsa gerek, nefret ederim hatta. Bu yüzden bu konudaki bilgim de kıttır. Ama Ahmet Ümit’in tarihi polisiyenin içine katıp ortaya çıkardığı iş ciddi manada kendini sevdiriyor. Hatta benim gibi tarihle arası olmayan bir insanı bile yavaş yavaş tarihin öcü olmadığına, ufak da olsa biraz tarih bilgisinden kimseye zarar gelmeyeceğine inandırmaya başladı. Sultanı Öldürmek, bir aşk yüzünden hayatını kendine zehir etmiş bir adamın hikayesini anlatıyor. Kendi çapında önemli yerlere gelse de içindeki Nüzhet aşkı onu hep dinginlemiş, onun yaralarını sarmayı bir türlü becerememiş bir adamın hikayesi. Cinayetle açılış yapan kitap, Ümit’in İstanbul Hatırası’nda olduğu gibi yine tarihin derinliklerine doğru ufak çapta bir yolculuk yapmamızı sağlıyor. Bugünlere gelmemizde, özgür hayatlarımızda inanılmaz önemi olan bir insanın, Mehmed Han oğlu Murad Han oğlu Mehmed Han’ın, yani Fatih Sultan Mehmed‘in yanına gidiyoruz, o şanlı tarihi bir kez daha yaşıyoruz. Ancak, farklı bir soruyla pek tabii ki. Dedim ya, benim gibi tarih sevmeyen bir adamı bile içine çeken, bir yandan gizemini korurken diğer yandan da acaba sorusuyla akıllara önemli bir soru işareti yerleştiren Sultanı Öldürmek, benim okumaktan inanılmaz zevk aldığım ve elimden bir an olsun bırakmak istemediğim bir roman oldu. Kendine has anlatım tarzının üstüne eklediği ufak tefek ayrıntılarla kitabı daha da bir lezzetli hale getiren Ahmet Ümit, verdiği ince mesajlarla da okunmayı hakediyor bana kalırsa. Tereddüt etmeden okuyun diyorum. 9/10 http://cineshoot.net/sultani-oldurmek-ahmet-umit.html

Yağmur Hüznü
6/1002.08.2012

Baskı: Yağmur Hüznü

Gülden Kale Düştü adlı romanını okuduktan sonra epey arayıp sonunda bulmuştum bu kitabını Karcılılar'ın. Ama beklediğim gibi çıkmadı. Hiçbir açıdan tatmin etmedi maalesef. Pek tavsiye edemiyorum.

Kazanan Yalnızdır
8/1027.07.2012

Baskı: Kazanan Yalnızdır

Cannes film festivalinden bir gün. Ne olabilir ki hani en fazla? Neler neler olmuyor ki aslında... İnanılmaz göndermeler ve eleştirilerle, güzel bir aşk ve ayrılık hikayesi. Seri katilimsi özelliğiyle de dikkat çekiyor. Başlı başına orijinal bir kitap anlayacağınız. Mutlaka okunmalı mı? Belki hayır ama bence okunmayı hakediyor. Akıcı olduğu kesin.

Baskı: Uçurtmayı Vurmasınlar

Tam bi başucu kitabı olmuş. Tekrar tekrar okunmalı.

Baskı: Güneşi Uyandıralım (Zeze, #2)

Tıpkı ilk kitap gibi, içten, sıcak, elinize aldınız mı bırakmak istemiyorsunuz.

Bin Muhteşem Güneş
10/1018.07.2012

Baskı: Bin Muhteşem Güneş

Uçurtma Avcısı'nı okuduktan sonra Khaled Hosseini'nin 2. kitabını mutlaka okumam gerektiğini biliyordum. Afganistan'daki hayatı en çarpıcı hikayelerle okuyucuya sunmasını bilen Hosseini yine yapmış yapacağını ve elinize aldığınız kitabı hiç bırakmadan, hayattan kopup tek nefeste okumanızı sağlamış. Savaşın yok ettiği hayatlar, insan yerine konmayan kadınlar, kuralların hiçe saydığı sevgiler, arkadaşlıklar, dostluklar, ayrılıklar, özlemler... Meryem, Leyla, Tarık, Azize, Molla Feyzullah, Celil, Raşit... Hosseini öyle bir betimlemiş, öyle bir olay kurgusu yaratmış ki bazı satırları okurken gözleriniz yaşlanmanın ötesine gidiyor. Bin Muhteşem Güneş beklediğimden de etkileyici, beklediğimden de sürükleyici çıktı diyebilirim. Bunun yanında Afganistan'ın yıllardır başına musallat olan savaşı, savaşın getirdiği acizliği, acizliğin sonuçlarını bir de Hosseini'den dinleyin derim. Zaten Uçurtma Avcısı'nı okuyup da Bin Muhteşem Güneş'i eline almayan yoktur. Her ikisiyle de hâlâ tanışmayanın olacağını pek sanmıyorum ama bu aralar okuyacak kitap arayıp henüz Hosseini ile tanışmadıysanız bir gözatın derim her iki kitaba da. Herkes kendinden bir şeyler bulacaktır, eminim. 10/10 Kitabın çevirisini yapan Püren Özgören de çok iyi bir iş çıkarmış. Ellerine sağlık diyorum. http://cineshoot.blogspot.com/2012/03/kitap-yorumu-bin-muhtesem-gunes-khaled.html

Baskı: Şeker Portakalı (Zeze, #1)

Denildiği kadar varmış. Tam bir başucu kitabı. Zeze'yle, dostuyla siz de yaşıyorsunuz olanları. Mutlaka okunması gereken bir başyapıt.

Simyacı
10/1018.07.2012

Baskı: Simyacı

Dersler çıkartılacak, tekrar tekrar okunacak bir roman. Geç kalmadan edinin.

Satranç
8/1018.07.2012

Baskı: Satranç

On Küçük Zenci
10/1018.07.2012

Baskı: On Küçük Zenci

Yerli polisiye romanlardan sonra Agatha'nın tarzına alışabilir miyim diye merak etmekteydim. Ama mutlaka okumam gerektiğini de biliyordum. Meğersem Agatha Christie'de ne biçim bir kafa ne biçim bir olay kurgusu varmış efendim. Bir adaya toplanan 10 vatandaş. Her birinin geçmişinde bir gizem, bir suç yatıyor. Ama o hikayeleri çoktan arkalarında bırakmış, artık önlerine bakan karakterlerimiz her şeyden habersiz, davet edildikleri bu adaya güzel bir vakit geçirmek için gelirler. Ama unuttukları bir şey vardır, geçmişleri onların yakasını bırakmayacaktır. Hani elinizden bırakamayacaksınız derler ya, işte o sözün tam karşılığı olmuş. 200 sayfayı bulmayan hikaye, okudukça merak ettiriyor, merak ettikçe işin içinde çıkamıyorsunuz. 1 gün içerisinde bitirilecek ama mutlaka okunması gereken polisiyelerden. Şimdiye kadar çoğu kişinin elinden geçmiştir ama şöyle sağlam bir polisiye okumak istiyorum diyip de Agatha'nın On Küçük Zenci'siyle tanışmadıysanız mutlaka tavsiye ederim. http://cineshoot.blogspot.com/2012/05/on-kucuk-zenci-agatha-christie.html

Leyleklerin Uçuşu
10/1018.07.2012

Baskı: Leyleklerin Uçuşu

Ne zaman polisiye tavsiyesi istesem karşıma çıkıyordu Grange. Mutlaka okunması gerektiğinden bahsediliyordu. Leyleklerin Uçuşu da zevkine güvendiğim bi ablam tarafından “okuduğum en iyi Grange romanı” diye etiketlenince başlamaktan başka çarem kalmadı. İyi ki de başlamışım. İlk 30 sayfası “bu ne ya? nasıl sıradan bir polisiye bu” dedikten sonra, tam da bırakmak üzereyken 30. sayfada başlayan sır perdesiyle kendinizden geçiyorsunuz. Antioche‘nin bulduğu bazı detaylar sizi bir anda kitaba çekiyor ve kalan sayfaları okumamak için zor tutuyorsunuz kendinizi. Grange bence müthiş bir iş çıkarmış. Hem iyi bir coğrafya bilgisi hem de leyleklerle ilgili verdiği detaylarla, üstüne de kurduğu güzel bir kurguyla sürükleyiciliği son sayfasına kadar bitmeyen bir roman Leyleklerin Uçuşu. Şu zamana kadar okuduğum polisiye romanlar içinde de en iyilerden belki de. Acayip hoşuma gitti benim. Okunması için de bol bol tavsiye ederim sağda solda. Hâlâ tanışmayanlar varsa, Grane okuyorum ben diyip de Leyleklerin Uçuşu’nu eline almayan varsa çok şey kaybediyor. Polisiye, gizem ve gerilim çok iyi harmanlanmış. Hikaye hep ayakta ve gereksiz yan hikayelerle desteklenmeden yerinde olaylarla okuyucuyu sıkmıyor, aksine, kan ve vahşeti bir nebze (sağlam bir nebze) kullanıp seyirciyi yerine çeviliyor. Anlattığı olayla da son darbeyi indiriyor finalde. Mutlaka okuyun. 10/10 Dipnot: Tess’den iyisini tanımam diyenler henüz Grange ile tanışmamışlardır. Tess okuduktan sonra Grange’ın romanları çok kaliteli geliyor insanın gözüne. Hiç Grange okumadıysanız bir şans verin derim…

Kürk Mantolu Madonna
10/1018.07.2012

Baskı: Kürk Mantolu Madonna

Rastgele bir şekilde Kuyucaklı Yusuf‘unu okuduğum Sabahattin Ali ustanın tarzını kitaba başladığım gibi sevmiştim. Dil biraz eski olsa da anlaşılmayacak kadar eski değil, üstüne, anlattıkları hiç de eski değil. Günümüzde de sektirmeden devam eden hikayeler. Kuyucaklı Yusuf’u okuduktan sonra ne tavsiye edersiniz diye twitter’dan sorduğumda gelen yorumların hemen hemen hepsi Kürk Mantolu Madonna‘ydı. Hatta daha çok seveceğimi, mutlaka okumam gerektiğini söyleyenler de vardı. Nitekim öyle de oldu. Kitap Fuarı’ndaki %25 indirimden yararlanıp aldığım Madonna’yı daha otobüste eve gelirken okumaya başladım ve ertesi akşam da bitirmiştim zaten. “Yazarın Berlin’de geçirdiği iki yıllık (1928-1930) öğrencilik döneminin esinlemiş olabileceği bu uzun öykünün…” diye belirtmiş Füsun Akatlı Önsöz’de. Hikaye 40′larda başlıyor. Sıradan bir memurun tanıştığı başka bir sıradan memur Raif Efendi‘nin ilk bakışta sıradan gibi görünen ama 10 yıl öncesine gittiğinde bambaşka olan hikayesini anlatıyor. Dediğim gibi zaten okuyanlar da bilir, S. Ali’nin 1943′de yazdığı kitabın dili biraz ağır ama hem 160 küsür sayfayı bulması hem de karakteri içinize işletmesi bir taraftan meraklandırıyor diğer taraftan dilin eskiliğini unutturuyor insana. Mükemmel bir tutku, mükemmel bir boşluk aslında kitabın anlattığı. Sıradan bir adamın yaşadığı kısa ama hayatını derinden etkileyen sıradan bir dönemi süper aktarmış Sabahattin Ali. Benim gözümde “mutlaka okunası kitaplar” kategorisine hemen girdi. Tavsiye ederim. 10/10 http://cineshoot.net/kurk-mantolu-madonna-sabahattin-ali.html

Kukla
8/1018.07.2012

Baskı: Kukla

Ahmet Ümit‘in İstanbul Hatırası kitabını okuduktan sonra mutlaka daha fazla kitabıyla tanışmam gerektiğini düşünüp twitter‘dan “en beğendiğiniz Ahmet Ümit kitabı” diye sormuştum. Gelen cevaplardan biri de Kukla‘ydı. İstanbul Hatırası’nda yazar, engin tarih bilgisini de kitabın içine çok iyi serpiştirerek mükemmel bir polisiye roman sunmuştu okuyucuya. Ardı ardına işlenen cinayetler, elinizden bir dakika olsun bırakmak istemeyeceğiniz akıcılığı ve hem tahmini güç hem de vurucu finaliyle uzun süre unutulmayacak bir romandı İstanbul Hatırası. Kukla’da da yine tarih üzerinden ilerleyen bir polisiye hikaye mevcut. Ancak bu sefer yakın tarihe, Türkiye’nin karartılan dönemlerine kendince ışık tutmak istemiş Ahmet Ümit. Gazeteciliği bırakma noktasına gelmiş, ailesi dağılmış, çareyi ve ışığı alkolde bulmuş gazeteci Adnan Sözmen, geçmişi suçlarla örülü, bugünü belirsiz, geleceği karanlık üvey kardeşinin bir gün çıkıp gelmesiyle bitmek bilmeyen bir kovalamacanın içine girip bir anda Susurluk dönemlerine gidiyor. Gizem yine finale kadar kendini hissettirse de, bu sefer tahmini daha kolay bir hikayeyle karşılaşıyor okuyucu. Yine de özellikle yarısından sonrası çorap söküğü gibi bir anda bitiveriyor. Ben öyle siyasi meseleleri pek sevmem, o yüzden pek bilgim de yoktur ama kitabı okuyan belirli bir yaşın üstündeki herkesin ciddi manada etkileneceği kesin. Zamanında (belki de şu anda da pek farkı yoktur) Türkiye’nin her kademesini saran çeteciliğe bir gazetecinin gözüyle yaklaşan Ahmet Ümit, 500 sayfalık kitabı birkaç günde bitirebileceğiniz şekilde yazmayı becermiş yine. 8/10 http://cineshoot.net/kukla-ahmet-umit.html

Kelebek
9/1018.07.2012

Baskı: Kelebek

O nasıl bir hayat hikayesidir? O nasıl bir kaçış aşkıdır? O nasıl bir özgürlük hasretidir? O nasıl bir yılmamazlıktır… Öyle bir adam düşünün ki, bütün haksızlıklara, vahşiliklere, insanlık dışı tecrübelere maruz kalsın ama yine de hayattan kopmayıp kafasında her zaman özgürlüğü düşünüp girdiği her delikten bir şekilde kaçıp kurtulmayı başarsın. Ötekiler rıhtıma hamallık yapıyor. Hepsi de bir iş tutmuş ama, ekmeklerini güç çıkarıyorlar. “Zor olmasına zor ya, hiç olmazsa özgürlüğümüz var” diyorlar. “Özgürlük o kadar güzel ki.” Henri Charriere‘nin gerçek hayat hikayesini günlüğümsü bir şekilde okuyucuyla buluşturduğu 1968 yayımlı kitabında, bir hiç uğruna, cehennemin yaşandığı, karanın yüzlerce kilometre uzağındaki kürek mahkumlarının yanına gönderilen adamın her daim kafasında canlandırıp hayata geçireceği kaçışları okuyoruz. Onun için zor diye bir kavram hiçbir zaman olmamış, imkansızı başarması ise zaman almış adeta. Buraya yazdıktan sonra tavsiye edilince başlamadan duramadım ve kısa sürede de bitirdim heyecanın hiç dinmediği kitabı. Sırf Henri’nin değil ona yol arkadaşlığı yapan, girdiği cezaevlerinde de tanıştığı insanların hikayeleri gerçekten çok acımasız. Bunun yanında kaçışları sırasında ona kucak açan insanların karşılıksız yaptıkları yardımlar ve bu mahkuma karşı gösterdikleri davranışlar da insanı acayip duygulandırıyor. 9/10 http://cineshoot.net/kelebek-henri-charriere.html

İstanbul Hatırası
10/1018.07.2012

Baskı: İstanbul Hatırası

Bir yandan İstanbul'un tarihi, bir yandan sürekli işlenen cinayetler, bir yandan karakterimizin gel gitleri. Ahmet Ümit muazzam bir işe imza atmış. Her şeyiyle okunası bir kitap.

Gülden Kale Düştü
10/1018.07.2012

Baskı: Gülden Kale Düştü

Ne konusu ne yazarı ne de kalitesi hakkında bir bilgim olmadan tek bir tavsiyeyle başladım. Çok özel bir kitapmış ama. Ahmet Karcılılar akıcı, merak uyandıran, bitirmeden duramayacağınız, ufak tefek mesajlar veren güzel bir işe imza atmış. Karısının intiharı sonrası ifadesi için karakola çağrılan ve o geceyi nezarethanede geçiren karakterimizin karısıyla birbirlerine olan aşkını ama hayat şartlarının bu aşkın arasına nasıl girdiğini anlatan, günümüz açısından da epey düşündürücü bir kitap Gülden Kale Düştü. İsmi böyle çok ormantik, böyle ne bileyim çok edebiyat dolu gibi dursa da Gülden Kale karakterimizin karısının adı. İçinden çıkılmayacakmış gibi duran ama bir o kadar da kolay bir isim seçmiş yazar. Sırf şu yönüyle bile tebrik edilesi. Ahmet Karcılılar, Yağmur Hüznü romanıyla 1998 Orhan Kemal Roman Ödülü'ne layık görülmüş bir yazar. Pek tabii ki benim haberim yoktu kendisinden. Gülden Kale Düştü de öyle aman aman hit bir kitap değil ama anlattıkları, hissettirdikleri ve akılda kalıcı hatta tavsiye edilesi sonuyla mutlaka okunası kitaplardan. Acayip sevdim, hani birkaç kez daha okunabilir sayfa sayısının azlığını da düşündüğümüzde. Okuyun diyorum ve kaçıyorum. http://cineshoot.blogspot.com/2012/04/gulden-kale-dustu-ahmet-karcllar.html

Bir Aşk Masalı
10/1018.07.2012

Baskı: Bir Aşk Masalı

Okuduğum ilk Osman Aysu kitabı olmasıyla bendeki yeri ciddi açıdan ayrıdır. Çok sağlam bir işe imza atmış Osman Aysu. Hem sürprizleri hem de karakterleriyle okunmayı hakediyor. Hele bir Jale karakteri var ki, aşık olmamak imkansız imkansız. :) Polisiye, gizem, gerilim 3lüsünü harmanlayan ve müthiş şekilde önünüze sunan bir kitap. Türü seviyorsanız kaçırmayın.

Baskı: Aklından Bir Sayı Tut (Dave Gurney, #1)

John Verdon müthiş bir işe imza atmış. Hikaye inanılmaz çekici bir kere. Acayip orijinal. O kadar orijinal ki çok yakın zamanda Holivud'a düşmesi de muhtemeldir. Ve finale kadar da sürüklemesini biliyor. Gurney karakteri muazzam. Bakalım devam kitabı gibi ön görülen Gözlerini Sımsıkı Kapat da bu kadar etkileyici mi...

ÖncekiSayfa 5 / 7Sonraki