Gregor Melehov Panteleyeviç, 2 adet değerlendirme yapmış.  (1/1)
« geri  ileri »
Roman Sanatı
Roman Sanatı

9

Mehmet Tekin'e göre roman sanatı, -kendisinin deyişiyle- romancılar, roman eleştirmenleri ve okuyucular tarafından okunmalıdır. -Bunun için kendi çalışmasını övmüyor ama, mutlaka böyle bir kitap okunmalı.- Romancı, yapması gerekeni bilmeli; eleştirmen, eleştirdiğini teorik başlıklar altında inceleyerek incelemesini yetkin kılmalı; okuyucu ise neyi okuduğunu anlamalıdır. Günümüzde modern bir teknik ve yöntemle kaleme alınan ve anlatmaya bağlı bir edebi tür olan romanın yahut romanların nasıl okunacağı bilinmemektedir. Bu tarz teorik ve basit dille yazılmış inceleme kitapları arasında Roman Sanatı I, okuyanın ne okuduğunu bilmesi için okunması gereken inceleme kitaplarından biridir. Anlatıcı, bakış açısı, karakter oluşumları; anlatıda zaman, mekan ve vaka bilgisi gibi maddelerin öğrenilebileceği bu kitabı, "Ben iyi bir okurum." diyen herkese ve "İyi bir okur olma iddiasındayım." diyenlere tavsiye ederim.

Suskunlar
Suskunlar

10

İhsan Oktay Anar’ın “Suskunlar”ı musiki temelli bir roman. Lakin İhsan Oktay Anar’a gelmeden önce kadim Türk edebiyatında kendisine yer bulan musikiye biraz değinmek isterim. Çünkü Anar’ın bugün yaptığı, bizim kültürümüzde divan edebiyatına kaynaklık edebilecek kadar değerli bir kavram. Bu bakımdan Zati ve Leskofçalı Galip’ten musikimize dair iki beyit paylaşmak isterim. “İsfahanî vü Irakî Zatî’ya seyr eyleyüb Bu makama gelmeğe itdükçe şehnaz aglarum” Zati “Bağ-ı sinem gülşen hubb-alidir ta ezel Hep Hüseynîdir nevası andelib zar men” Leskofçalı Galib Zati, İsfahani ve Iraki makamını beytinde kullanıyor. Burada bu iki makam arasındaki ses farkından ve ses yükselmesinden yola çıkmış. Leskofçalı Galib ise ezelden beri bülbül gibi Hüseyni makamında inlediğini bize aktarıyor. Bu iki şairimizin yanı sıra, Servet-i Fünun’da Cenap Şehabettin, yakında dönemde İse Yahya Kemal ile karşılaşıyoruz. Cenap’ın Elhan-ı Şita şiiri musiki üzerine inşa edilmiştir. Zira Yahya Kemal’in de bir çok şiiri musikiyi ihtiva eder. O şiirlerden birisi Kar Musikileri’dir. Şair, Kar Musikileri adlı şiirinde şöyle söyler: “Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta Tanburî Cemil Bey çalıyor eski plakta... “ Buradan hareketle Suskunlar’a gelecek olursak romanda bizi musikişinas kahramanların selamladığını görürüz. Mehteran Kalın Musa’yı, oğlu kemençevî Veysel Efendi’yi, udî Davut’u, İstanbul’un önemli musikişinasları Amin, Gülabi, Meymenet, Kirkor ve Bağdasar’ı, Mevlevi tekkesinin başı İbrahim Dede’yi ve kısmen Eflatun’u, aynı zamanda da batı müziğinden Perevelli İskender’i seyr ederiz. Bunun yanı sıra eserde dönemin İstanbul’una ait bilgiler, insanların kılık kıyafetleri, batıl inanışları ile haşır neşiriz. O dönemdeki hamamlar, hukuk sistemi, hapishaneler, Mevlevi dergahı, deniz ve kara ticareti hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Öyle ki İhsan Oktay Anar da kendi astrolojik, felsefik, psikolojik ve tarihi bilgilerini de bizimle paylaşmaktan geri kalmıyor. –Tarihi bilgi olarak olarak yazar Avrupa, Osmanlı ve dinler tarihi hakkında oldukça bilgi sahibi.- Dil hususunda ise yazar, eserine musikiyi oturtabilmek için bugün kullanmadığımız kimi sözcükleri de eserinde kullanıyor. Ancak burada şöyle bir durumdan bahsetmek yerinde olacaktır. İhsan Oktay’ın eserlerini hazırlarken sözlük kullandığı hakkında bilgi sahibiyim. Ancak bu sözcükleri temelli bir şekilde esere oturtmak, onun dehasını oluşturuyor. Bunun yanı sıra nesirde kafiye yapılabileceğinin en güzel örneklerinden birisi de bu eser. Çünkü yazar, hemen hemen her sayfada ikilemelere yer veriyor. Kitapta bolca fantastik unsur var. Ancak ben merakın dağılmaması için üç örnek vereyim. İlki toprak bir kap şeklinde olan balığın canlanması, ikincisi ise kitabın başında bizi karşılayan durum. Bir üçüncüsü de ekmeğin taş olması diyelim. –İkinci durumu aktaramam, eser dağılır. Siz okuyun zaten hemen anlayacaksınız.- Yazarın dinler tarihi hakkında bilgisi olduğunu söylemiştim. Kitapta bir bölüm var ki Dünya’nın oluşum sürecini Tevrat’a çok yakın bir şekilde anlatıyor. Bunun yanı sıra Hazreti İsa’nın 12 havarisi ile son yemeği, Yakuta’nın kendisini ele vermesi esere sırıtmayacak şekilde yerleştirilmiş. Hazreti İsa’nın mucizelerini de eserde bulabilmek mümkün. Öyle ki eserde “Lazar” doğrudan bugün Lazarus Etkisi olarak adlandırdığımız durum ile ilgili. Bunun yanı sıra 12 havari demişken, bu 12 havarinin de eserde 12 çalgıcı –musikişinas- olarak yer aldığını söylememiz gerekir. Eğer Hristiyan dünyası bugün 12 havarinin böyle musikişinas kişiler ile eşleştirildiğini görse, herhalde İhsan Oktay Anar’a bu güzel temellemeden dolayı ödül verirlerdi. Bunun yanı sıra Eflatun’un kitapta arayış içinde bulunduğu bölümde yedi günah mevcut. Yine eserin bir yerinde yazarın da bizzat belirttiği gibi yedi kâhin, yedi uyurları insanın zihninde canlandırıyor. Şuraya küçük bir spoiler atalım, bu yedi uyur eserde gözleri kör bir şekilde işlenmiş. Kitap hakkında saatlerce konuşulabilir. Bu bakımdan kitaptaki Mevleviliğe daha giremedim bile… Yapıt, içerisinde bolca entrik ve fantastik unsur bulunduran, dini ve güncel bilgiler ile donatılmış bir toplumun aynası. Mehteranlar kitabın başında “Hasdur, haydi yallah!” demişler. Biz de “Ya Hafız, Ya Kebikec.” diyelim o hâlde. Keyifle… Şuradan da Galata Mevlevihanesi hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. http://www.galatamevlevihanesimuzesi.gov.tr

« geri  ileri »