Ckmksm, 110 adet değerlendirme yapmış.  (2/16)
Orman
Orman

9

Bu kitap beni çoook şaşırttı.Böyle bir şey kesinlikle beklemiyordum.Kitabı bitirdikte sonra daha çok Harlan Coben okumak için yanıp tutuşur hale geldim.Diğer kitaplarını sevebilir miyim bu kadar,açıkçası hiçbir fikrim yok.Ama yine de okuyacağım.Bu kitap içimdeki gerilim okuma tutkusunu alevleyen bir şaheser.Harlan, kalbimin en derinlerindeki, benim bile varlığından bihaber olduğum bu tutkuyu adeta eriyerek dışarı süzülmesini ve benim idrak etmemi sağladı.Çok minnettarım ona. Kitabın konusuna gelirsek eğer; Zamanında yaşanmış cinayetleri barındırmış bir orman hakkında günümüzde gelişen olaylar ile o zamanlara geri dönülür.Ve ilginç gerçeklerle karşılaşılır.20 sene önce kardeşini bu ormanda kaybetmiş olan bölge savcısı Paul Copeland'in,bu gelişmelerle içine bir umut düşer. "Acaba kardeşim hala hayatta mıdır?" düşüncesi üzerine kurulmuş bir kitap ve biz de herkesten şüphe eder hale geliriz.Olaylar ilginçleşir ve herkesin bir suçu olduğu kanısına varırız. Evvet,herkesten şüphe duyulması konusunda ciddi idim.Zira bir ara Paul'dan bile şüphe etmişliğim vardır.İşte böyle kitapları çok seviyorum.Sizi sonundan şaşırtacak bir biçime getirir.Sonu ne olursa olsun...Ki bu kitabın sonuna da pek bayılmış değilim ne yazık ki.Her şey açığa kavuştu fakat...İşte tam da bu noktada okuyun tavsiyesini kırmızı harfler ile karşınıza tekrardan servis etmiş bulunuyorum. Bu seneye çok güzel kitaplar okuyarak başladım ve hepsinden de çok etkilendim.Zaten önemli olan da bu değil midir?Kitabınızın okuyucuların hayatını etkilemiş olması bence bir yazar için en gurur verici şey. Kitap hakkında fazla konuşmak istemiyorum.Zira ne kadar çok sevmiş olduğumu umarım hissettirebilmişimdir.Her bölüm öyle bir noktada bitti ki elimden bırakamadım."Kalkıp yemek mi yemem gerekiyor?Neden kalkıyormuşum,o yemek buraya gelecek!Gelmiyorsa da o kaybeder."modunda, bir kitabı uzun zamandır okumamıştım.Peşpeşe böyle kitaplar okumam da bir işaret sanırsam.Ama kötü mü iyi mi bilemedim. Son söz olarak,kitabı hiç kimseye tavsiye etmiyorum demeyeceğim tabi ki.Herkes okusun.Ve yeri gelmişken bana Harlan kitabı öneriniz en az bunun kadar güzel.Başka bir yazar da olabilir tabi ki.Zira çook ihtiyacım var.Bana katlanabildiğiniz için çook teşekkür ederim.Tavsiyeeee...

5. Dalga (The Fifth Wave, #1)
5. Dalga (The Fifth Wave, #1)

10

Ben bu kitabı neden bu kadar çok sevdim yahu?Genelde bir kitabı bitirdikten sonra yorum yapmam gerektiğini sadece o anlık hatırlar ve başka bir zaman ertelerim.Ama bu kitabı bitirdiğimden beri aklımda "Hadi Sanem,daha yorumunu yapmadın.Yapsan da bir an önce ikinci kitabı okuyabilsen!!" ibaresi, en az 5-6 yıl önce satın alınıp yine en az 10 yıllık dükkanı ön plana çıkarmak için dükkanın girişinde bir yere asılan şu kırmızı renkli genelde aralarda bir harf eksik olan, devamlı dönen tabelalar gibi beynimi işgal ediyordu.Ta ki şimdiye kadar...Şöyle güzelce sevdiğim karakterlerden bahsetmek istiyorum bolca.Ki sevdiğim karakterler de bol.Ama ilk olarak n'apıyoruz?"Konuu!"dediğinizi duyar gibiyim.E, o zaman aşağı alalım sizi. Bir gün Dünya yörüngesine yabancı bir cisim girer ve bu cisim Dünya üzerinde bir yer edinir.Öyle ki ilk başlarda tabii olarak ortalığı karıştıran insanlar bile bir müddet sonra alışırlar,sanki önemli bir şey değilmiş gibi.Bu cisim veyahut "uzaylı" gemisi üzerine teoriler üretilir.İşte tam da bu zamanlar bütün Dünya'daki elektrikler,taşıtlar,telefonlar,kısacası bütün iletişim,ulaşım kesilir.Dünya karanlıkta kalmıştır.Ama insanların bilmediği bir şey vardır ki bu ne son ne de ilkti.Bu sadece 1.Dalga idi.Devamı da gelecekti.Daha kötü bir biçimde hem de. Kitabı Cassie,Ben,Evan ve Sammy ağzından okuyoruz.Normalde olsa ben sevmezdim bu "çok ağızlılığı".Ama bu kitaptaki, daha önceden belirttiğim gibi tüm karakterleri çok seviyorum.Ve birden fazla shiplediğim çift de olunca otomatikmen en favori kitabım oluverdi. Evan'ın duygularını yazar çok iyi hissettirmiş,o kapıya tıklama olayıyla ilgili sonlarda bir bölüm vardı.Kitabın gidişatını etkilemiyor diye spoiler bölümüne yazmadım.Ama bunu söylemesem de duıramazdım.Yahu,çok hoş değil miydi?Okuyanlarınız anladı hemen neyi kastettiğimi.Bazen en küçük detay bile o kadar önemli oluyor ki benim için...Belki de 5. Dalga dendi mi,aklıma ilk gelen olaylardan biri olacak kendisi.Tıpkı Dean ve Hope'un serçe parmak tutuşması gibi.Çünkü iki çiftinde (Cassie ve Evan hakkında belirli bir şey yok ama olacak gibi bence,içgüdülerimden yararlanarak böyle söylüyorum) kendilerine özel,sadece onların ve biz okuyucuların anlayacağı türden özel hareketlerinin olması ister istemez bizi duygulandırıyor,sevindiriyor,iç çektiriyor. Tabii bu anlattığım karakterlerin kim olduklarını bilmiyorsunuz,söyleyemem bazıları spoiler'a kaçar zira.Alın size bu kitabı okumanız için bir neden daha. Hileci'ye gelirsek (bu sadece lakap adı böyle değil tabi ki) bana biraz bu kitapta pasif kalmış gibi geldi.ve bunun yanında biraz da soğuk geldi.Bu durum,onun ağzından bölüm okumadığımız için,onun iç seslerini duyamadığımız,yaşadıklarını bilmediğimiz için olabilir.Ki ben bu yüzden böyle hissettirdi diye düşünüyorum.Zira ikinci kitabı okuyanlar genelde Hileci'ye bayılmışlardı.Benim favorim galiba Cassie olacak gibi.Çünkü ilk onunla kaşılaşıyoruz.Onun bilinçaltına giriyoruz,onu tanıyoruz.Bu yüzden,evet,Cassie ilk göz ağrım. İşin kötü tarafı Ben ve Cassie'yi de shiplediğimdir.Bilemedim,Hileci'yi soğuk bulduğum için galiba,Ben'e pek yakıştıramadım sanırım.Ama Evan ve Cassie yeri ayrı. Ve son olarak işin film kısmına girmeden edemeyeceğim.Filmi çıkıyormuş bildiğiniz üzre.Hatta bu ay gösterime girecekmiş.Tam tarihin bilmiyorum o yüzden kesin bir bilgi de veremiyorum.Her neyse,oyuncularından kitabı okumadan haberim olmuştu.Ve Nick Robinson'ın oynadığını duyunca kitabın üstüne atladım resmen.Çok tatlı,sempatik bulduğum bir oyuncu oluyor kendisi.Jurassic World filmini izlememin sebebi tabi ki o değildi.Ama etkisi olduğunu kabul edeceğim. İşte,yorumumun sonuna da gelmiş bulunmaktayız.İçim istemeye istemeye sonlandırmak zorundayım.Eminim bu kitabı okuduğunuzda beğeneceksiniz.Sizi reading slumptan çıkarıp reading monster a dönüştürcek bir kitap.Yazarın dili, yerinde esprilerle de pekiştirilmiş hayran edici,merak uyandırıcı idi.E,bu kadar yorumdan sonra tavsiye etmemek ve okumamak da olmaz.Haydi,sizi Ötekilerin (nam-ı diğer uzaylılar) olduğu kaos dolu bir Dünya'ya alalım.

İstanbul Hatırası
İstanbul Hatırası

9

Şu koskocaman oğlan 2 günde silip süpürttü kendini.Ne kadar katili/katilleri tahmin etmiş olsam da yine de heyecanlı, soluksuz bir biçimde diğer sayfayı adeta yırtarak açtım. İlk Ahmet Ümit kitabım ve kesinlikle son olmayacak.Zira İstanbul'un tarihini yapılan bir dizi cinayetle pekiştirip altına da çok anlamlı bir neden vermek her babayiğidin harcı değil. Konusuna gelirsek;Başkomiser Nevzat ve ekibi,daha hemen kitabın başında bir cesetle karşılaşırlar.Bu ceset,şu an tam hatırlayamadığım bir yerde, elleri başının üstünde, avuç içlerinden birleşmiş bir halde ve avucunun içinde ise çok eski,antik bir sikke bulundurmuş bir vaziyette Atatürk heykelinin dibinde uzanmaktadır.İşte tam da bu noktadan sonra İstanbul için önemli kişilerin sikkeleri cesetlerle beraber karşımıza çıkıyor.Ve bu kadar düzenli cinayetlerin katil veya katillerini bulmak da bir hayli zorlaşıyor. Kitap bir Başkomiser Nevzat Serisi'nin dördüncü kitabı imiş.Ve seriye bodoslama dalmış oldum ben de. Ama hiçbir eksiklik yaşamadım.Ayrı bir kitap gibi de okunabilir. Karakterleri bir kaç kişi dışında benimseyemedim ki bu da kitabın tek dezavantajı idi zannımca.Kitaptaki Ali karakterini genel olarak sevmedim.Bunun nedenine gelirsek,Ali'nin kendi siyasi,sosyal vs. fikirlerine uymayan kişilerin direk şüpheli listesine çekmesini çok ama çok garipsedim,yadırgadım.Hemen hemen herkesi şüpheli listesine alıp ki bu yaptığı doğru olabilir,sonra da onların arkasından daha hiçbir şey belli değil iken ağır sözler söylemesi de keza öyleydi.Hiç kimseyi yaşadığı yerden,dış görünüşünden yargılayamazsınız,değil mi?Ama bu karakterimiz bunu milyon kez yaptı.Ötekileştirmeye çok karşıyım ve bu davranışlara gelemiyorum.Ki Nevzat da öyleydi.Ali'yi her zaman böyle durumlarda aydınlattı da. Her neyse sevmiş olduğum bir kitap idi.Türk yazar epeydir okumuyordum.Doğrusu ön yargılarım da vardı.Fakat Ahmet Ümit kalemini artık içim rahat bir şekilde tavsiye ederim.

Eleanor & Park
Eleanor & Park

9

Bir türlü düşüncelerimi toplayamadım bu kitap hakkında.Şöyle ballandıra ballandıra anlatırdım;çok şirin,aman aman pembe peri masalı... İsterdim de, ama öyle bir kitap olsaydı aklımda yer edenlerden olur muydu,eh işte orası birazcık çetrefilli. Kitabın konusu kısaca şu; Eleanor adında,kıvırcık mı kıvırcık,kırmızı mı kırmızı bir kızcağız, annesinin ve üvey babasının yanına taşınır.Yeni bir okul,yeni bir ev, yeni bir hayat derken her şey çok güzel gözükmüş olabilir ama... O evden önceden üvey babası tarafından kovulmuş olduğu,yeni başladığı okulda giyiniş tarzı ve hafiften iriliği sebebiyle dışlandığı ve her gün hayatından nefret ettiği gerçeklerini içlerinde içermiyorlar.Ama Eleanor'un hayatı kısaca böyle. Umut ışığı sönmüşken,onu olduğu gibi seven,hayatına anlam katan ve zevklerini paylaşan bir çocukla karşılaşır:Park.Otobüs arkadaşlığı zorla da olsa aralarında kurulur ve bu ikili birbirlerine sanki bir halatla bağlanmış bulurlar yaşamlarını. Biliyorum,benim gibi merak ettiniz.O yüzden okumayanlar mutlaka okusun. Kitaptaki karakterlere karşı büyük bir önyargım var.Eleanor ve Park hariç gerisini pek sevemedim.Çünkü heosi çoooook gerçekçiydi.Bütün kötülükleriyle hem de... Bazen Eleanor sizi cidden kararlarıyla kızmaya zorluyor.Ama yok kızamıyorsunuz.Çünkü kendinizi de onun yerine koyunca aslında o noktada bize "Eleanorluğunu" gösteriyor.Şöyle diyorsunuz:Eleanor kesinlikle böyle yapar.Yani bir bakıma hak veriyorsunuz. Şunu fark etmiş bulunmaktayım ki Park benim kesinlikle ruh ikizim,ruh eşim.Okuduğu çizgi romanlardan tutun da sevdiği şarkılara kadar çok uyumlu noktalarımız var.Bu yüzden,evet Park,senin yerin hiçbir zaman dolmayacak. Kitap biteli bilmem kaç gün oldu bilmiyorum ama bu kitaptan sonra İstanbul Hatırası gibi deeev bir kitabı sadece 2 günde bitirdim.Sözün özü,reading slump da neymiş, bu kitaptan sonra unutuyorsunuz onu.Bu yüzden yeri gelmişken double öneri... **********SPOİLER********** O son kısımdaki kartpostala kafam takıldı.Lütfen okuyanlar cevap versinler? Orada Eleanor geri dönüş yolunda olduğunu mu söylüyor Minesota olduğunu belirterek.Çünkü Park Eleanor'u dayısına bırakıp geri dönerken oradan atmıştı ilk kartpostalını.Yani...Yani Eleanor Park'a geri mi dönüyor?!? **********SPOİLER SONU********** Evvet,bir yorumumumsonuna daha gelmiş bulunuyoruz.Böyle bir kitabı okuduğum için çook mutluyum.Yanlış anlaşılmasın çok da mutlu, iç açıçı bir kitap değil idi velet.Mesela bir kapağı değildi.O tatlış,ponçik... öhömmm,neyse. Herkese tavsiye ediyorum umarım yorumlarımın arası bu seferki gibi açılmaz.

Karanlık Yalanlar
Karanlık Yalanlar

9

Vay vay vay... Uzun bir aradan sonra favori kitaplarımın arasına girmeyi başaran, bu yorumumda da çokça içeriğinden bahsedeceğim nadide eser ile geri dönüş yaptım. Bu tür kitaplar, kitabı "bitirebilen" herkes tarafından genelde beğenilir.Ve genelde de son kısımlarına gelene kadar çoğu  okuyucu sıkılır ve o müthiş sonu okuyamadan kitabı rafa kaldırır. Gel gelelim,bu kitap o türden epey farklılık gösteriyor.Zira her sayfasında bir heyecan,bir gizem hissediyorsunuz.Başlarında da ortalarında da durmadan sayfaları çevirirsiniz.Kitap o derece sarar sizi. Şu "tür"den de bahsetmek gerekirse şöyle özetleyeyim;kitabın konusunda dahi bahsetmek isteseniz spoiler çıkabilme kapasitesi yüksek olan kitapların dahil olduğu tür.Evet ismini "tür" koyuyorum.Buna bir örnek vermek gerekirse:Kördüğüm-Calia Read (ki yukarıda da bahsettiğim ama Karanlık Yalanlar'ın dahil olmadığı, kitabın sonuna kadar sıkıcı,durağan olma özelliğini çoğu okuyucu için taşımaktadır). Kitabın sonunu bir noktadan sonra tahmin ediyorsunuz zira yazar orada bildiğiniz halat ucu veriyor.Ama o noktaya kadar her şeyi düşündüysem de aklıma cidden gelmedi böyle olacağı.Ve sanırsam bu bir ilk. **********SPOİLER********** Çok seviyorum şu spoiler kısımlarını zira üstü kapalı konuşmak,çaktırmamaya çalışmak hiç bana göre değil.Neyse... Moly'e olan üzgünlüğümü belirtmek için spoiler kısmı açtım.Zira Moly'e çok yazık oldu.Kızcağız seviyordu Lee'yi bir de.İçim gitti. Ama bir yandan da Lana'ya hak vermemek elde değil.Çok kararlı ve dayanıklı bir kadın.Tuttum seni Layana! **********SPOİLER SONU********* Çok uzatmak istemiyorum.Kitap hakkında da gayet olumlu düşünüyorum.Ve son olarak tavsiyeeeee😘 Edit:Aman Yarabbim ben paylaşmayı unutmuşum bu yorumu.Çook üzüldüm zaten geç yazmıştım...

Alaska'nın Peşinde
Alaska'nın Peşinde

7

Artık anlıyorum ki ne kadar sevmesem de John Green kitaplarını okuyacağım.Hem de hepsini.İstemsizce.Zira bir baktım elimde Alaska'nın Peşinde ve ben kitabı yarılamışım.Ki bilirsiniz,Kağıttan Kentler faciası diye bir şey geçirmiştim.Bu durumdayken bu kitabı okumaya başlamam oldukça ilginç ve ironik oldu. Kitabı genel olarak özetlemek istersek;Miles Halter (ki her okuduğumda istemsizce ad benzerliğinden dolayı Miles Archer'ı hatırladığım ve hüzünlendiğim) adında,insanların son sözlerini okumayı seven,asosyal ve "Büyük Belki"sini aramak için Culver Creek adında yatılı bir okula kayıt olan birinin yeni arkadaşlarını,hayata sordukları soruları ve en sonunda hayattan çıkardıkları sonuçları okuyoruz.Alaska,Takumi ve Chip nam-ı diğer Albay'dan olışan bu grubun hayat ile mücadelesine,yaptıkları eşek şakalarına ve hayat hikayelerine tanık oluyoruz.Onları yakından tanıyoruz. Sevmedim.Nefret de etmedim.Benim için orta halliydi.Ne Aynı Yıldızın Altında kadar hoşuma gitti ne de Kağıttan Kentler kadar sevmedim.Orta halli bir John Green kitabıydı.Bazı yerlerde Kağıttan Kentler'i anınsatmadı değil.Ama yine de bir tık daha iyiydi. Kitaba başlamadan epey bir önce "o gün" üzerine spoiler yemiştim.O malum spoiler'ı.Ve okuma şevkim kırılmıştı açıkçası.Ama bir baktım ki alıp okumaya başlamışım bile.Demekki spoilerlar kitap hakkında insanı heyecanlandırabiliyorlarmış (bayağı uzun geldi şu kelime sanki yanlıl yazmışım gibi...).Tabi bunu itiraf ettim diye de inadına spoiler da yedirmeyin canım.Aman ha! Karakterleri,evet,sevdim diyebiliriz.Albay başta olmak üzere genel olarak sevdim.Yine bir karşılaştırma yapacağım ama Kağıttan Kentler'deki karakterle gibi değildi.O kitaptakileri sevmemiştim.Ama bu kitap,dediğim gibi iyiydi. Vermeye çalıştığı hayat derslerini gayet sevdim.Örneklemeleri ve konunun gidişatı,bu kitabı John'un kaleminden çıktığını apaçık gösteriyor.Ama ne yazık ki bazı yerlerde çok kasmış gibi hissettim.Her neyse... Sonuç olarak,normal bir John kitabıydı.John'u sevenler bu kitaba aşık olacaklar gibi hissediyorum. Ama benim gibi kalemini sevip de Kağıttan Kentler gibi çok sevilen bir kitabını sevmeyenler, bu kitabı da sevemeyecekler gibi hissediyorum. Evet,bugün çok hissediyorum.

Mezarlık Kitabı
Mezarlık Kitabı

9

Şu an yüzümde bir sırıtışla kitabı bitirmenin mutluluğunu yaşıyorum.Zira çok hoş bir "masaldı".Her yaştan kitlelere hitap edebilen,eğlenceli ve bolca hayal gücü barıdıran bir kitap idi.Bunun yanında da benim ilk Neil Gaiman kitabım olan bu nadide eser son Neil Gaiman kitabım da olmayacak.Zira yazarın kalemini,yarattığı sıradışı dünyayı,o öyküden okuyucuya ilettiği ufak ufak hayat derslerini çok sevmiş bulunmaktayım birçokları gibi. Kitabın konusu şu;Jack denen bir adam tarafında bir ailenin 3 ferdi aynı gece öldürülür ve sıra en küçük çocuğa(bebeğe) gelir.Ama bir şansla bu çocuk kendini bilmeden kurtarır ve evinin yakınlarındaki bir mezarlıkta alır soluğu.Bu mezarlıkta bulunan,daha önceden ölüp buraya defnedilmiş bedenlerin ruhları tarafından bebek Jack denen adamdan kurtarılır.Böylece yaşam ve ölüm arasındaki hayatına adım atmış bulunur.Tabi ki,Nobody Owens adlı bu bebeğin ilerleyen senelerde başı belaya girmeden durmayacaktır zira Jack denen adam peşimdedir.İşte böyle bir dünyayı 280 küsür bir kitapta buluyoruz.İnce bir kitap olmasına karşın içinde koskoca bir dünya barındırıyor. Evet,anlaşılacağı üzere bu kitabı tavsiye ediyorum ve bundan sonra da tavsiye edeceğim.İçindeki illustrasyonlardan tutun konunun işleniş biçimine kadar beğendiğim bir kitap oldu.Vakit buldukça okumaya çalıştım,hatta bu kitap için vakit yarattım da diyebiliriz. Kitabı gözünüzde canlandırdığınızda bir şeyin farkına varıyorsunuz;bu kitap bir film.Evet,evet adeta bir film.Size bir film izlemiş havası veriyor bitirince.Ve bu güzel bir duygu.Bu aslında bize bir şeyi tekrardan hatırlatmış oluyor;yazarın yeteneğini. Yorumu daha fazla uzatmadan şöyle noktalayayım;Masal tadında,kendinizi içinde kaybedeceğiniz,yaşınıza başınıza bakmadan ufacık bir çocuktan dersler alabileceğinizi gördüğünüz bir kitap mı okumak istersiniz?Alın bu kitabı elinize ve bırakın kitap sizi okumaya başlasın.