
roberto bolaño
05.06.2012
Bolano, 50 yıllık ömrünün son beş yılında, ölüme adım adım yaklaşırken 2666‘nın üzerinde çalışmaktaymış. Editörünün açıklamalarına göre, yazar öldüğünde metinde düzeltmeler dışında eksik kalmış bir kısım yokmuş. Daha sonra dosyaları ve notları toparlayıp yayına hazırlayan ekip, çok belirgin hataları düzeltmek dışında kayda değer bir değişiklik ya da ilave yapmamış. Yine de 2666, Bolano’nun bitmemiş romanı olarak biliniyor. Oysa kitapçıda kapağını beğenip kitabı satın alsanız, ne olduğunu bilmeden okusanız, bu açıklamalardan da haberiniz olmasa, bitmemiş bir roman olduğunu aklınıza bile getirmezsiniz. Bir başka ilginç detay ise kitabın yayımlanma biçimiyle ilgili. Bolano, beş ayrı bölümden oluşan 2666‘nın, birbiriyle bağlantılı beş ayrı roman halinde basılmasını tasarlamış. Editörü ve ailesi ise tek bir roman halinde basmaya karar vermişler. Bana kalırsa çok da iyi yapmışlar. Doğrusu koskoca kitabı bu haliyle okumak, hele yatarak okuyanlardansanız havada tutmak hiç kolay değil. Ama her türlü rahatsızlığı çekmeye değiyor. Birbirlerinden tamamen faklı tarzdaki beş kısmı bir seferde okuyunca kitabın gerçek gücü ortaya çıkıyor. Hem Guernica‘nın makul boyutlarda beş ayrı tablo olduğunu ve beş ayrı odada asılı durduğunu düşünün. O zaman Guernica olur muydu? * * * Klasik bir Bolano romanından bekleyeceğimiz her şey var 2666‘da. İlk olarak kayıp yazarlar ve dedektif gibi iz süren edebiyatçılar var. Bir görünüp bir kaybolan, bir daha da ortaya çıkmayan yüzlerce karakter var. Birbirinin içine giren ve çoğu zaman hiçbir yere varmayan öyküler var. Bol miktarda seks ve insanın tüylerini diken diken edecek dozda şiddet var. Sanat tarihine, dünya tarihine, felsefeye ve popüler kültüre son derece eğlenceli göndermeler var. Arka planda ise olabildiğince karanlık ve bir o kadar da eğlenceli bir mizah var. Tarantino’nun bütün senaryoları Borges tarafından birleştirilip yeniden yazılsa ve Lynch tarafından çekilse, ortaya çıkacak film, sanırım insanın üzerinde bu kitabın yarattığı etkiyi yaratırdı. * * * Konusu o kadar karmaşık ki, anlatması çok zor bir roman 2666. Birinci bölümde, Avrupa’nın dört farklı ülkesinden üç erkek ve bir kadın akademisyen/eleştirmenin başlarından geçenleri okuyoruz. Dördü de kariyerlerini Benno von Archimboldi adında bir Alman yazarı araştırmaya adamışlar (bu arada Bolano daha en başta romanın yapısı ile ilgili okuyucuya göz kırpıyor: bkz. Archimboldi’nin isim babasına ait meşhur resimler). Archimboldi, önceleri neredeyse hiç kimsenin duymadığı bir romancıyken, kahramanlarımızın yıllarca süren çabaları sayesinde zamanda bütün dünyada tanınıyor. Edebiyat çevrelerinde o kadar başarılı bulunuyor ki, yakında Nobel ödülünü alacağı konuşuluyor. Ancak Archimboldi gizemli bir yazar. Kim olduğunu, nerede yaşadığını bilen yok. Bu da ününe ün katıyor. Eleştirmenler bir konferanstan bir başkasına koşup Archimboldi hakkındaki tezler sunarken doğal olarak birbirleriyle tanışıyorlar. Başta arkadaş oluyorlar, sonra iyice samimileşiyorlar ve çok geçmeden dört kişilik bir takım oluyorlar. Birlikte Archimboldi’nin peşine düşüyorlar. Derken erkeklerin ikisi kadına aşık oluyor, kadın ikisiyle birden sevişmeye başlıyor (önce ayrı ayrı, sonra bir arada), ve adamlar da bu çok eşli durumu kabullenmeye çalışıyor. İlk bölümün sonunda kahramanların yolu Meksika’nın bir sınır şehrine, Santa Teresa’ya düşüyor. Buldukları ipuçlarına göre Archimboldi’nin en son görüldüğü yer burası.
Baskı: 2666