Su Kasidesi
Su Kasidesi

iskender pala

7/10

yazar Türk edebiyatında kaside biçiminde yazılmış naatlardan olan Fuzûlî'nin ''Su Kasidesi'' ni günümüz diliyle yorumlamış. Fuzûlî, benim en sevdiğim şairdir. yazarda kitabında onu çok güzel anlatmış. FUZÛLÎ onun dünyasında ne âşık ne de maşuktur önemli olan, hayır, bizatihi aşkın kendisidir. ona göre, hayatı yaşanılır kılmak ancak aşk ile mümkündür. cihan aşk üzerine yaratılmıştır der ve mutlak güzelliğin ancak aşk ile kavranabileceğini söyler. Bende Mecnun'dan füzûn âşıklık isti'dâdı var Aşık-ı sâdık benem Mecnun'un ancak adı var hani, pişmek yanmak kadardır ya!... Fuzuli'ye göre aşk öyle bir ateştir ki, ruhları bin türlü kirinden arıtır ve gönülleri yaktıkça âşığa itibar kazandırıp rütbesini artırır. aşk işinde başarılı olmak, sevgilinin iltifatını ve aşkını kazanmak için bu yanışın derinlikli olması gerekir. ne kadar çok yanarsa âşık, o kadar pişer bu meydanda. çünkü bütün dertlerin çaresi aşktır, ötesi büyük bir boşluk... aşk bir sarhoşluk ise, onun niceliğini en iyi Fuzûlî anlar. işte beyti: Öyle sermestem ki idrâk etmezem dünyâ nedir Ben kimem, sakî olan kimdir, mey ü sahbâ nedir bir âşık düşününüz, aşk ile kendisinden öylesine geçmiş, öylesine mest ve hayran kalmış olsun ki artık dünyanın ne olduğunu idrak edemez duruma düşsün. hatta kendisinin yahut sakinin kim olduğunu bilmesin ve içki yahut kadehi de zihninden silsin. öyleyse Fuzûlî'nin burada söylediği aşk sarhoşu ile tasavvufun fenafillâh makamına erişmiş erleri arasında ne fark vardır?!.. her ikisi de dünyayı ve dünyaya ait her şeyi gönüllerinden, zihinlerinden silmiş; her ikisi de kendi varlıkların Mutlak İrade'nin içinde eritip O'nunla bütünleşmiş... öyle ya, saki'nin, içkinin, kadehin ne olduğunu bilmeyen bir mest, kendini de bilmiyorsa bundan ne çıkar? var olan, ancak bir başkasında yok olmakla varlığını hisseder. hani der ya: Cânı kim cânânı için sevse cânânın sever Cânı için kim ki cânânın sever cânın sever mecnun ile aynı hamurdan yaratılan Fuzûlî'ye göre dert ve cinnet, şairin sermayesidir. gönlünde bir derdi bulunmayan, ciğeri yaralı olmayan, entelektüel krizler geçirmeyen, hatta çektiği acılar içinde mutlu olmayan hiçbir insanın şiirinde tat bulunmaz. bu yüzden o, kendisini Mecnun ile özdeşleştirir ve şiirine bir lezzet katar; sonra da canını canan için besleyen, hayatı bir sevgili için yaşayan fedakâr ve avare âşık olma iddiasında haklı çıkar. Fakîr-i pâdişeh-âsâ gedâ-yı muhteşemem (padişah gibi bir dilenci; muhteşem bir kulum ben!...) Leyla ile Mecnun mesnevisinde yer ola bir gazelinde, Kâbe'nin eşiğinde deliliğine çare bulmak için aşktan kurtulma amacıyla dua etmesi gereken Mecnun'a Yâ Râb belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni Bir dem bela-yı aşktan etme cüdâ beni dedirtmesi biraz da kendi macerasını kâğıda dökmek değil de nedir? yani ''Tanrım! beni aşk belâsı ile yoldaş eyle ve bir an olsun aşkın belâsından ayırma beni!'' belâdan kurtulmak isteyenin duasına bakın siz!.. Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı kitaptan alıntı; ne buyrulmuştu: ''Levlâke levlâk; lema halaktü'l eflâk''; Sen olmasaydın, Sen olmasaydın ya Muhammed (s.a.v), kâinatı yaratmazdım, var olan hiçbir şeyi var etmezdim!'' O'na her kim uyarsa elbette tertemiz olacak! bütün aşklar boş, bir tek aşk müstesna!.. insanoğlu başını nereye vurursa vursun, sonunda O'na başvurmadıkça rahat edemeyecek, huzur bulamayacak. nitekim kaos dünyada kol geziyor. Gül- i Ruhsârına karşı gözümden kanlı akar su Habibim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı?

Baskı: Su Kasidesi