Cevdet Bey ve Oğulları

4 puan

Orhan Pamuk'un romanlarını okurken hep aynı duyguya kapılıyorum. Romanların bazı bölümlerinden müthiş keyif alırken, bazı bölümlerinde sayfa atlama isteğimi zor engelliyorum.

Cevdet Bey ve Oğulları'nı da benzer duygularla okudum. Belli bölümleri okurken Orhan Pamuk'un çok büyük bir yazar olduğunu düşünürken, bir sonraki bölümün lise kompozisyon ödevi yazan bir öğrencinin kaleminden çıktığı duygusuna kapıldım.

Özellikle kitabın ilk 50-60 sayfasındaki dili beğenmedim: Acemice kurulmuş kısa cümleler, Türkçe dilinin kurallarına hiç uymayan cümle yapıları. Orhan Pamuk'un Türkçe dilini kullanmakta ciddi sorunları olduğunu düşünüyorum.

Cevdet Bey ve Oğulları isminin bu romana çok da uymadığını düşünüyorum. 1979 Milliyet Roman Ödülü alırken bu eseri için kullandığı Karanlık ve Işık daha uygun bir isim.

Orhan Pamuk'un toplumun bazı kesimlerini hiç tanımadığını ve bu kesimlerden gelen insanlarla hiç bir şekilde empati kuramadığını, romanına bu insanları yerleştirirken genel geçer klişelere dayandığını düşünüyorum. Örneğin, Pamuk'un subaylar ve asker emeklileri ile ciddi sorunları var. Bu insanların dünyasına giremiyor, bu insanları romanlarına yerleştirirken kalıplaşmış yargılara başvurmak zorunda kalıyor. Uşaklar, hizmetçiler ve "ötekiler" ise sadece dekoru tamamlıyor. Orhan Pamuk "ötekileri" tanımadığı için olsa gerek, örneğin Refik'in Kemah'ta ne görerek etkilendiği bir türlü anlaşılamıyor. Okuyucunun Refik'in "bir şeyler" gördüğünü ve gördüğü bu bir şeylerden çok etkilendiğini varsayması isteniyor.

Kitabın son 50 sayfasını oluşturan SonSöz önceki bölümlere tutarlı bir şekilde bağlanmıyor. Bu bölüm, kitapta bir fazlalık gibi duruyor. Kitabın en önemli karakterlerinden Ömer'in, Muhittin'in ve Ziya'nın öyküleri tamamlanmadan kısaca geçiştiriliyor.

Kitabın pek çok bölümünde, romanın akışkanlığını bozan sıkıcı tekrarlar var.

Romanın arka planını oluşturan Nişantaşı'nda bir şeyler yaşandığını ve semtin ciddi değişimlere uğradığını "hissediyoruz", ancak 1930'ların Nişantaşı semti o kadar yavan bir şekilde tasvir ediliyor ki, değişimler vurucu ve sarsıcı olmaktan çıkıyor, paragraflar dolusu gereksiz ayrıntı vasıtasıyla anlatılmaya çalışılıyor.

Sonuç olarak bu romanı okuyup bitirdiğinde şu yargıya vardım: Nişantaşı'nı çok iyi tanıyan, ancak Türkiye'ye ve halka çok yabancı bir romancının, romanının merkezine Nişantaşı çevresini koyarak Türkiye'deki değişim sancılarını anlatmaya çalıştığı sıkıcı ve vasat altı bir roman.

Yorumlar
« geri ileri »

0 ile 0 arası yorum gösteriliyor, toplam 0 yorum.
Yorum yazılmamış.
« geri ileri »