Yaşamın Ucuna Yolculuk (düzenle)

(düzenle)


Kitap Açıklaması (düzenle)

Tezer Özlü, bir başka kutupta kendisiyle aynı yazgıyı paylaşan Oğuz Atay gibi, beklenmedik bir anda edebiyatımızdan demir aldı. Yazar ile sahici efsanesini birleştiren bu anlatı, hem yoğun bir vasiyetname niteliği taşıyor, hem de hayata ender görülen acılıkta bir perspektiften tanıklık ediyor.
Yayınevinin notu: Bu kitap yazarın Almanca kaleme aldığı "Auf dem Spur eines Selbsmords" (Bir intiharın izinde) adıyla 1983 Marburg Yazın Ödülü'nü alan metnin Türkçesidir. Bu kitap dilimizde, yazarı tarafından Yaşamın Ucuna Yolculuk (1984) adıyla bir anlamda yeniden yaratıldı.

Tezer Özlü, bir başka kutupta kendisiyle aynı yazgıyı paylaşan Oğuz Atay gibi, beklenmedik bir anda edebiyatımızdan demir aldı. Yazar ile sahici efsanesini birleştiren bu anlatı, hem yoğun bir vasiyetname niteliği taşıyor, hem de hayata ender görülen acılıkta bir perspektiften tanıklık ediyor.
Yayınevinin notu: Bu kitap yazarın Almanca kaleme aldığı "Auf dem Spur eines Selbsmords" (Bir intiharın izinde) adıyla 1983 Marburg Yazın Ödülü'nü alan metnin Türkçesidir. Bu kitap dilimizd... tümünü göster

Baskı Bilgileri (düzenle)

Karton Cilt , 125 sayfa

Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlandı


ISBN
9789753631545
Dil
Türkiye Türkçesi

Kitabın Ana Karakterleri(düzenle)

Kitaba karakter eklenmemiş ...

İlgili Kitaplar

8.2 puan (313 kişi)
781 okumuş, 840 okumak istiyor, 15 okuyor

8.4 puan (366 kişi)
775 okumuş, 393 okumak istiyor, 10 okuyor

8.7 puan (324 kişi)
827 okumuş, 449 okumak istiyor, 29 okuyor

8.9 puan (318 kişi)
777 okumuş, 724 okumak istiyor, 41 okuyor

7.6 puan (512 kişi)
1237 okumuş, 486 okumak istiyor, 26 okuyor

8.5 puan (1164 kişi)
2542 okumuş, 963 okumak istiyor, 69 okuyor

8.2 puan (261 kişi)
699 okumuş, 630 okumak istiyor, 30 okuyor

8.0 puan (333 kişi)
850 okumuş, 295 okumak istiyor, 8 okuyor

7.7 puan (95 kişi)
270 okumuş, 95 okumak istiyor, 7 okuyor

8.5 puan (115 kişi)
326 okumuş, 137 okumak istiyor, 4 okuyor

Kitabın Geçtiği Listeler

36 kitap, 214 oy
155 kitap, 606 oy
80 kitap, 589 oy

Şu An Okuyanlar

Okumuşlar

Okumak İsteyenler

Takas Verenler

kbreses sensibless idil_umay annakarenina serem Gülsn burakhc Busesimsek hana Jan turhankafka meadowlark turkanup salihaerdal lalijin sizingibiler zmüh Yasin1992 şirinbayraktar nilaynizamoglu mimi balığı
21 kişi
sartre incememet59 __giz__ asmunikal martineden88 rugeyyazeynep Merveguv boncukprenses H.Esma frnz Tuvubey Deryaa85 leekstalk RosenRussian FreydisRhea Dozbey bersenboyluu Lmeümian buggie eliflik Orkan16 hndnZ bookslover kitapsevdalısı PisMoruk berangl angelsbooks İlker Tunç Sayan anlyesil SteinBeckenbauer eylemci2 sedeff dture-95 nebula istinaden tyavuzz rorygilmore blackpearl<3
750 kişi
rare bender burcuva semen2 *çalıkuşu* milenka inaccessible fitillikadife dancemylifeaway symbiotic laynelovesme oceankoray irrasyonel_hayat bustunien yaprak izlandik tunabasar35 Kardelen oblomovka Semihozsoy aylin* sanem mericdiraz sydbarrett incinckr KARAMELA waffleseverim mavi cicegi arayan cocuk morje oblomov elifff seda dozuarap nzn Cansuu herseysinirsel ılgın jazzdevil Oza Günyüzü
326 kişi
antalya tarçınportakal mevtveavlu Sof! erkncetn milenady
6 kişi

Değerlendirmeler

değerlendirme
3 kişiden, 2 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
9 puan

Yaşama ve onun getirdiklerine anlam verme arayışında olan bir yazarın, Tezer Özlü'nün satırları yalnızca Simav'dan Zürih'e kadar uzanabildi. Edebiyat dünyasının “özgürlük arayışı” kaidesiyle yazan kalemlerinden olan bu kadın; “hayatın içinde ne denli bir yolculuğa çıkarsak tam olarak istediğimiz yere varmış oluruz ya da hala varmak istediğimiz odağın başlangıcında mıyız?” sorusuyla yazdı ve yaşadı. İşte tam bu noktada, kitaptan bahsetmeden önce, basit bir anlatımla, deli dahiliğinin gölgesinde olan yazarın hayatını bilmemiz gerekiyor.

Kütahya'nın Simav ilçesinde doğan yazar, on yaşında İstanbul'un sokaklarını adımlamaya başlar. Avusturya Kız Lisesi'nde bir soluk eğitim alsa da yarıda bırakır. Arayış kavramı bir süre sonra ona yolculuğu çağrıştırır ve '62-'63 yıllarında Avrupa “otostop” yolculuğunu gerçekleştirir. '64 yılında Adalet Ağaoğlu'nun kardeşi, tiyatrocu ve oyun yazarı Güner Sümer ile Paris'te tanışır ve evlenip Ankara'ya yerleşir. Bu süreçte Özlü, Almanca çeviriler yapar. '67 yılında Sümer'den ayrılıp, tekrar İstanbul'un yolunu tutar. '67-'72 yılları arasındaki periyot onun için “psikolojik tedavi ve rehabilitasyon” süreci olarak anlam kazanır. Akıl hastanelerinde yattığı günlerde “Çocukluğun Soğuk Geceleri” adlı ilk romanını kaleme alır.(Bu kitap yayımlanmak için '80 yılını bekleyecektir) Daha sonra Erden Kıral ile kısa bir evliliği olacaktır. '81 yılında gittiği Berlin'de Hans Peter Marti ile tanışır ve '84'te onunla evlenip, Zürih'e yerleşir.

Kaotik yaşamı süresince “hiçbir yere bağlı olmamak” fikri, onun için, yaşamı bir tür “gitmek” ve trenleri de gidebilmenin ve özgürlüğün simgesi haline getirmiştir. Belki de sırf bu yüzden ya da bu durumu hiç düşünmeden Avrupa'yı tavaf etmiştir. Yaşamı, gitmek olarak anlamlandıracak kadar özgürlüğüne düşkün olan yazar, “gittiği” yerlerde de birçok toplumsal ve kültürel çıkarımlar yaparak, kitapta bunlara yer vermiştir. Yabancılaşma ve toplumdan ayrıksı bir yaşam sürme isteği, gündelik ve popülist imajlar, toplumun dinamikleri, hayatın kuralları ve savaş karşıtlığı kitapta yer alan en baskın öğeler olarak sayılabilir. En baskın serzeniş ise, yolculuğun da getirdiği gözlem görüngüsünden olsa gerek, köyden kente, Ortadoğu'dan Avrupa'ya göçtür. Göç onun için öyle bir sorundur ki, kitabın bir bölümünde şöyle bahseder: “Çağımızın en büyük acısının, yaşamını yabancı ülkelerde kazanmak zorunda bırakılmışlık olduğuna inanıyorum.”

Berlin-Hamburg-Prag-Viyana-Zagrep-Belgrad-Niş-Zagrep-Trieste-Torino ekseninde gerçekleştirdiği yolculukların tamamında Türk göçmenlerden ve onların o “öteki” oldurulmuş olmaktan yaşadıkları zavallılığı bir seyyah edasıyla birebir anlatmıştır. Bu konuda Italo Pavese'den bir alıntı yapmayı da unutmamıştır: “Biz kendimizi, kendi köyümüz dışındaki her yerde rahat sayan huzursuz insanlarız.”

-Satır arası dipnot: Kitap baştan sona Pavese'den alıntılarla doludur-

İşte yaşamın ucuna yolculuğu tam da burada tekrar başlamaktadır. '83 yılının 9. Eylül gününde, doğum gününde, kendisiyle aynı gün doğmuş olan Pavese'ye doğru yolculuğuna girişir. Fakat ona giderken, yolluk niyetine de diğerlerine; Franz Kafka'ya ve Italo Svevo'ya da uğrar. Ve mezarlarını, yaşadıkları yerleri, yaşasalardı eğer yaşayabilmeleri muhtemel olayları ve yaşamamalarına rağmen onları yaşatma çabasına doğru yol alır. Kafka'ya vardığında yazdıkları, hayallerini doğrular niteliktedir;

“Yorgunum. Tren istasyona varıyor bile. Çantamı istasyonda bırakıp bir araba ile kentin sabahına giriyorum. Sabah daha saat altı olmadan, Kafka'nın doğduğu evin karşısındayım. Yapının yan duvarında Kafka'nın ince yüzü metal bir heykel olarak işte karşımda. Birden yorgunluğum gidiyor. Ama beklenmedik bir sabahın maviliğinde birden Kafka'nın evinin önünde olmayı, bu üç katlı büyük taş yapıya bakıp duruşunu hiç kavrayamıyorsun. Uzak ülkede, durgun kentlerde onun anlatılarıyla geçirdiğin yıllar, daha derin, daha etkin, düşüncelerini daha çok yönlendirmiş, daha benliğine işlemiş süreçler. Yoksa yaşadığımız her an böylesine geçmişin ağır anılarıyla mı güçleniyor.”

Özgürlüğünün simgesi trenler onu İtalya'ya, Trieste'ye getirdiğindeyse, bizi Svevo'nun evine, kızı Letizia ile buluşmaya götürüyor. Bu buluşmada da James Joyce'dan (Joyse ile Svevo'nun yakın dost olduğu bilinir) Goethe'ye, Schiller'den Schopenhauer'a, Hölderlin'den Rilke'e kadar sayısız şair ve yazarın dünyasına yine kısa ama tarifi uzun bir yolculuğa çıkarmakta geç kalmıyor. Edebiyat dünyasının domino taşlarını sindirdikten sonra savaşa ve onun kabul edilebilir hiçbir tarafı olmadığına keskin çizgilerle atıfta bulunarak militarist anlayışa dikkat çekmek için okura kendi sorunuymuş gibi bir iki cümle sunuyor: “Berlin'den ayrıldığımdan bu yana Falkland anlaşmazlığı ve İsrail'in Filistin'e karşı açtığı savaşla ilgili hiç haber almadım!”

Yolculuğu boyunca hiç ayrılmadığı tek şey diş ağrısı olan ve sigarayı azaltmayı düşünen Özlü'nün yalnızlığıyla da başı derttedir. Kadınlığın, kadın olmanın, özgürce yaşama isteğinin, erkek egemen topluma bağlı kalmak istememenin, herkese rağmen tatminkar olmayan bir bağlamda sevişmenin, karşılıksız sevmenin psikozuyla yaşayan bu zerdüşt kadın, aynı zamanda yazarlığının da bir parçası olarak yitip gitmeyi kabul etmemektedir. Fakat bütün bu yaşamak için şart faktörlere rağmen intiharı ve intiharın da ruhunda bulunan çekip gitmenin albenisini de onu ölümsüz bir istekle bağlı olduğu Pavese'ye gitmekten alıkoy/a/maz. Nitekim Trieste'ye, ona doğru yol alırken sanki yaşamın sonuna doğru yolculuk etmektedir.

Santa Stefano Belbo'ya vardığındaysa Pavese'nin ruhu onu tam bir kuşatma altına alır. Pavese'nin ölmeden önce sık sık buluştuğu dostu Nuto ile bir süre arkadaşlık edip, onun hakkında bilgiler alır ve Pavese'nin intihar ettiği otele gidip, orada kalır. Pavese'nin intihar etmeden önceki ruh halini anlamaya, uzatmalı sevgilisinin gitme isteğini anlamlandırma çabasına girişerek, bir bakıma onunla aynı duyguları paylaşmaya çalışır. Pavese ile ilgili gözlemleri, genellikle kadınsal açıdan yapılan çıkarımlardan ve onun hayatına dair atıfta bulunduğu tespitlerle olay örgüsüne dahil eder. Pavese üzerinden yaptığı mutsuzluk, yalnızlık ve ara sıra zamansızlık isteğine karşı bunalımlı eğilimler onu salt bir intihar duygusundan uzak tutmaya çalışsa da kendisi ile olan savaşı yaşamın ucuna yolculuğunun son demleridir. Kısacası, Tezer Özlü'nün bu yolculukta kendisine arkadaş etmek istediği ama yolculuğun herhangi bir anına, olayına ve herhangi bir şeyine etki etmemesi gereken yoldaşlara ihtiyacı vardır. Onun görüngülerinden yaşama yeniden bakacak ve değerleri tekrar değerlendirecek olanlar içinse sözü çoktur ama az konuşur;

“İnsan çoğu kez son bulduğu duygusuna kapılıyor, oysa yaşamın sonsuzluğunu algılayabilmek için bile yeterli değil, bir insan ömrü...”

---
12.11.2011 tarihinde BirGün Kitap'ta yayınlanan yazımdır.
Onur Koçyiğit

5 yıl, 8 ay önce
1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

Bir yüksekliğin, bir başıma olduğum bir yüksekliğin en ucundayım. İnemiyorum. Yaşayamıyorum. Ölemiyorum.

4 yıl, 10 ay önce
1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
8 puan

Tatil insanlarının geçiciliği
Sınırların görünmez engelleri
Kafka, Svevo ve en çok da Pavese'nin izlerini tatmak isteyen Tezer Özlü.

Edebiyat acıdan, izlenimlerden ve görünmez bir şevkin yakaladığı ironiyle doğar. Bunca acı, bu karamsarlık ve çevrenin ektiği kaygı tohumlarını en az Tezer Özlü kadar hissedebilmek... En zoru bu belki de... Sırça Fanus'a selam yollarken ondan daha acı bir keskinlik var Yaşamın Ucuna Yolculukta. O yolculukta yalnız olduğunuzu bilmeniz de cabası.

Bir gezi yazısından ziyade üç yazarın peşinde yaşamlarını anan Tezer Özlü otel odalarının kasvetinde ve yabancı dokusunda günlerce gidiyor. Duvarları anarken Tezer Özlü o dönemde heyula gibi yükselen 'Berlin Duvarını' anıştırmıyor mu ayrıca? Dönemin o vurgun yemiş insanlarını anarken aslında üç büyük yazarın (Pavese ve Svevo okumamış olsam da henüz) kumaş pantolonlarına sarılmıyor mu Tezer Özlü? Kendi sığınağında boğulurken o üç büyük yazarı tekrar kımıldatabilmiş. Ve sonra Pragla devam ediyor yolculuğu taa Torino'ya kadar gidiyor, Pavese'nin intiharıyla süsleniyor kendi yaşamı.

Nitekim okur da hissediyor Tezer Özlü'nün hissettiklerini.

"Duvarlar yaşamımızdaki mezarlar mı?"

"Aynı gökyüzünün dünyanın tüm ülkelerini kapsamasına olanak var mı?"

"Sen düşüncelerle yaşıyorsun, diğerleri gerçeklerle." (Pavese'den)

"Dünya nasıl olması gerekiyorsa öyle, kendini kurtarmayanı hiç kimse kurtarmaz" (Pavese)

"Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. Hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene aranızda yer verdiğiniz için. Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. İstediğimi çalışmama izin vermediğiniz için. İçgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiç bir çaba harcamadan bunları yapabiliyorumi bir şey yapıldı sanıyorsunuz. Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle, okullarınızla, iş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınıza içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı ve düzenli bir insandan başka her şeyi duyuyorum" (ne dersiniz, sizler de duydunuz mu bir şeyler?)

"Önümde gene bir zafer anıtı. Bir ülkenin zaferi, diğer ülkenin yenilgisi. Zaferler de yenilgiler de insan ölüleri üzerinden geçiyor."



Benim gibi alıntı paylaşmayı pek sevmeyen biri için bile akıp gider alıntılar. Bilmiyorum tehlikeli ama okunması gereken bir kitap. Yaşamın Ucuna Yolculuk, yaşamdan, bir uçtan bir uca, bir yazardan bir diğerine süzülüp giden yağmur altı kitabı sanki...






3 yıl, 8 ay önce
1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
9 puan

"Sınırları tanıyan, benimseyen, bu sınırlara uyum gösteren hiçbir insan, karşı çıkmanın sonundaki bireysel bağımsızlığa erişemeyecek. Hem karşı çıkıp, hem de sınırlarda yaşayan insan, yaşamı boyunca çıkmazından sıyrılamayacak. Huzursuzluk duyacak ve ne yaşamdan hoşnut olacak, ne de rahatlıkla ölebilecek! Yaşlandıkça ölüm korkusu büyüyecek. Başkalarının yanında kendini güçlü göstermeye yeltense de, yanlız kaldığında, hiç değilse kendi kendine yalan söylediğinin bilincine varacak. Bu bilince varsa, o bile bir adım. Birçoğu yalanı gerçek gibi algılayacak kadar sıyrılmış kişisel özgürlükten. Oysa insan, hem yaşamı, bize sunulan bu en yüce olguyu, hem de yaşam sonunda sonsuzluğa varmayı hak etmek zorunda. Yaşam, bu gelişmeye tüm kapılarını açan bir olgu. Gelişigüzel geçip gidilecek bir varoluş değil insan varoluşu. Biçimlendirilecek, değiştirilecek, sınırsızlaştırılacak bir HER ŞEY. Kalıplardan kaçmak için gidiyorum. Gitmekten yılmayacağım. Kentlere gitmek, kocalara gitmek, geri dönmek, ülkelere gitmek, tımarhaneye gitmek, gene gitmek, gene gelmek, hiçbir şey yıldırmayacak beni. Yaşamı, GİTMEK olarak algılıyorum."

2 yıl, 8 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
9 puan

...bütün bu düşüncelerim, bir yıla yaklaşan sürenin sonunda vardığım çıkış yolu yalnız ve yalnız edebiyat.sevdiğim kitapları yeniden okumak, sözcükler... dünyayı sözcüklere çevirerek algılamak...bunun dışında her birey bana çözümlenmeyecek bir dünya gibi görünüyor...t.özlü
...
....aynen, tezerim, aynen...

5 yıl, 8 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
8 puan

Hüzünlü. Aynı zamanda hayat dolu. Aynı yerde bir kaç günden fazla kalamamak,diş ağrıları beni okurken bile yordu. Farklı. Tek diyebileceğim bu sanırım, Tezer özlü farklı.

5 yıl, 7 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
6 puan

Okuyucu olarak yıprandığımı hissettim. Elbette ki edebi değeri tartışılmaz.

5 yıl, 4 ay önce
1 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
4 puan

çok darlandım bıraktım evet kitap sadece 125 sayfa :)

4 yıl, 9 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
7 puan

"yaşamın sonu hiçbir zaman ırak gözükmedi. her yüzde, her solukta, her büyüyende, her yaşayanda, her sarılmada, her sabahta gördüm yaşamın sonunu."

5 yıl, 1 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

herkese tavsiye ederim!!!

4 yıl, 11 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
10 puan

Tezer Özlü, yanında Svevo ve Pavese ile birlikte..

4 yıl, 11 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
10 puan

Bu kitabı okuduktan sonra hayatınıza önceden olduğu gibi devam edemezsiniz...

4 yıl, 9 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
10 puan

Kendini arayan, bağlılık kelimesinin anlamını yıkmış, hayatın anlamını, hayatı ve yaşamayı okurken, onunla beraber yeniden keşfettiğim, kitaptan öte yaşam rehberi.

4 yıl, 7 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
9 puan

Severek okuduğum bir kitap.

4 yıl, 7 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
9 puan

Ah Tezer Özlü.. Kalemi o denli etkileyici,hüznü öyle derin ki. Sayfalarda ilerlerken hüznü size de bulaşıyor. Ellerinizi uzatsanız değecekmişsiniz gibi o melankoliye. Çok beğendim.

4 yıl, 7 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
8 puan

tavsıye ederim çok etkileyiciydi

3 yıl, 10 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
10 puan

çok anlamlı bir yolculuğun hikayesi, bir benzerini yapmayı her zaman istedim

4 yıl, 5 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

''Her tepe benım değil mi.Her toprak.Her insan.Her insan ben değil miyim.Her insan kendi sevgisini taşımıyor mu.O halde neden ilişkileri tek bir insanda toplamak?'' Emrah Serbes'in dediği gibi,ne güzel kadınsın tezer özlü...ne muhteşemsin...

4 yıl, 3 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
9 puan

http://hilalbozkurt.com.tr/yasamin-ucuna-yolculuk/

4 yıl önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
7 puan

Şunu söylemeliyim ki Tezer Özlü okumak beni gerçekten yordu. Kendi dertlerime ve çevremdeki insanların sorunlarına dalmışken bu kitabı okumak aslında bana iyi geldi. Ne kadar çok sorunum, sorunlamız olsa bile yaşamayı sevdiğimi, tüm bunlara rağmen aklımdan bir kez bile intihar fikrinin geçmediğini anladım. Bu biraz acımasızcaydı aslında: Yaşamdan zevk almayan birine bakarak yaşamdan zevk aldığını görmek. Bir yandan da keşke Tezer'in yanında da birileri olsaydı dedim. Birileri gösterseydi ona yaşarken insanlardan umudunu kesmen gerektiğini, kendini başka şeylerle oyalaman gerektiğini, en önemlisi her şeye rağmen kendini kandırman gerektiğini.

3 yıl, 7 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
8 puan

İntihara meyilliyseniz bence bu kitabı okumayın. Ölüme bu kadar teşvik edici bir eser, o nihai kararı almanıza sebep olabilir. Bunun dışında anlatımı ve melodisi hoştu.

1 yıl, 8 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
10 puan

Başucu kitabım

3 yıl önce
1 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
6 puan

Çocukluğun soğuk gecelerinden sonra sevemedim. Evet mükemmel bir dili ve anlatımı olduğu konusunda kendimle bir tartışmaya girecek değilim. Fakar boğuldum... Ruhumu daralttı, biran önce bitirip nefes almak istedim. Bide şöyle bir durum var. Tezer Ö.Den gerçekten birşeyler çıkarabiliyorsak ki çıkarıyoruz. Hepimiz melankolik delileriz.

3 yıl, 11 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

Ne cümleler,ne yürek,ne yangın. Canım Tezer Özlü;yaşasaydın da sana sımsıkı sarılsaydım...

3 yıl, 8 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
9 puan

Ah Tezer Özlü benim seneler önce doğmuş halim. sadece ondan daha umut dolu olduğum yaşlardayım. bu aralar zor tutarken kendimi yine yollara düşürecek bu kadın beni :) bu dünyaya fazla gelmişsin zaten. senin duyarlılığın edebiyatın yaşama baktığın nokta. durduğun yer. senin gibi değerlere çok ihtiyacımız var...

1 yıl, 2 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
9 puan

“yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. evlerinizle. okullarınızla. iş yerlerinizle. özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. ölmek istedim, dirilttiniz. yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. aç kalmayı dendim, serum verdiniz. delirdim, kafama elektrik verdiniz.”

3 yıl, 4 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
5 puan

zor okuduğum bir kitap. belki de 40lı yaşlarda berlin, prag, viyana gibi şehirler gezinirken okunmalı. çok hüzünlü, ağır, duygu, duygu, duygu... bu kadar fazla duygu bir kitapta alışık olmadığım bir durum. anlatı diye geçiyor zaten kitap, roman değil. okuyacaklar buna hazırlıklı olsunlar. belki de kadınlara göredir ben sevemedim.

3 yıl, 1 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

Bir solukta okuyup da bitirmek istemeyeceğiniz bir kitap. O kadar mükemmel o kadar harika, sindire sindire okumak isteyeceğiniz harika bir kitap.

2 yıl önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

Kendi söylemiyle "okuyanın içini dalgalandıran onu huzursuz eden" harika bir eser.

3 yıl önce
1 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
7 puan

Kitaptaki çelişkileri beğendim. Yaşamdaki yoğunluk ve yorgunluğun bir kadının hayatı üzerinden ele alınması ve intihar çizgisi üzerinde yürümesi dikkatimi çekti. Fakat diğer taraftan, kendi hayatını mahveden, bir sürü yanlış yapan bir kadının kendi hayatındaki yanlışlarına psikolojik hak kazandırma çabasıdır
Kadınlar tarafından onun iyi anlaşılması çok doğaldır. Çünkü bir çok kadının içinden çıkamadığı iç savaşı özetleyerek,bir çoğunun yapmayı en az bir kere düşünüp, cesaret edemedikleri binlerce gerçeklikleri oldukça rahat ve hayatın bir parçası gibi anlatıyor.
Yazar edebiyatta dişi OĞUZ ATAY olarak anılsa da maalesef katılamayacağım. Evet bir konuda Türkler ve Türklük üzerine fikir yürütmüş olsa da, sadece kendi penceresinden bakması çok nettir. Oğuz Atayın eserler bambaşka bir boyuttur. Tezer Özlünün bu kitabı, sadece kendi iç savaşında.-ben yazarın hayatını inceledim- haklı çıkma gayretinden başka bir şey değil.
Unutulan nokta şudur, haklı insan her zaman huzurlu insan değildir.

2 yıl, 8 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
6 puan


Hayatta çoğu genel kurala ve düzene karşı bir insanın anlatısı. Çocukluğun soğuk geceleri'ni daha çok beğenmiştim. ''Evler bir gecelik kalıncak yerler olmalı'' derken kendini hiç bir yere, hiç bir şeye bağlamak istememesi ortaya çıkıyor. Evliliğe karşı biri oluşu da hakeza böyle, bu sebepten. Yalnız okurken şu psikolojik tespitte ortaya çıkıyor; kendi öz topraklarındaki insanlardan daha çok avrupalıları seviyor.

2 yıl, 7 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
8 puan

Kitaptan bazı alıntılar:
'Doyum içinde ayrılacağımı sandığım bu yaşamdan, zaman zaman algılıyorsun ki, hiç de doyumla ayrılamayacaksın.Hiç yaşanmamış gibi. Doymak mümkün mü.'

'Tren raylarını severim.Bağımsızlığı, gidebilmeyi, kalmak zorunda olmamayı, uymak zorunda olmamayı anımsatır. Tren rayları bir tür bağımsızlıktır benim için.'

'İnsan ne denli derin düşünebiliyorsa, sevgisi o denli derindir. O denli doyumsuzdur. Ve acısı da o denli büyük. Yaşam acısı.'

'Temel sorun, yalnızlık direncini yitirmemekte.' (en çok beğendiğim)

'insanın kendi yalnızlığının sorumluluğunu da, gene kendisinin taşıması gerektiğini de kavramalı.'

1 yıl önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
8 puan

Kitabı elime aldığımda kapaktaki gülümseyen Tezer fotoğrafı, kitabın sayfalarını çevirdikçe hüzün dolu Tezer fotoğrafına dönüştü. Pesimist bir düşünce çerçevesinde sürekli iç dünyasını sorgulayan ve bu sorgulamalarla birlikte gittikçe yalnızlaşan ve delirme noktasına gelen insanlar… Edebiyat dünyası bu insanlarla dolu. Eğer bu insanlardan değilseniz ya da kendinizi tam olarak ifade edemediğiniz bir yerdeyseniz bu tarz yazarların kitaplarını okurken anlayabilmek ve algılayabilmek adına onların hayatları ve hayata bakış açılarını bilmenizde fayda var.
Tezer Özlü; edebiyat dünyasının dişi Oğuz Atay’ı, gamlı prensesi, delilikle-dahiliğin gölgesinde özgürlük arayışı kaidesiyle yazan yazarlarımızdan. Çocukluğunda İtalo Svevo, Franz Kafka ve Cesare Pavese gibi yazarları okuyan Tezer özellikle kendisi gibi 9 Eylül’de doğan Pavese’den öyle etkilenmiş ki artık Simav gibi küçük bir kasabadan çok uzaklara gitmesi gerektiğine inanmış. İstanbul’a gelmiş. Liseyi yarıda bırakarak otostopla Avrupa’yı gezmiş. Paris’te tiyatrocu-yazar Güner Sümer’le evlenmiş. Ankara’ya yerleşip çevirmenlik yapmaya başlamış bu dönemde birçok ünlü yazarı Türkçeye kazandırdı. Fakat bir süre evlilikten aradığını bulamayıp eşinden ayrılmış. Ruh sağlığı gitgide manik-depresip bir hal alan Tezer; İstanbul’da psikiyatri kliniğe yatmış. Orada birçok kez intihar girişiminde bulunmuş. O dönemde yazarın hayatına tanıklık etmediğim için –mişli geçmiş zaman kullanarak hayatını anlattım ama zaten kendisi bu zaman dilimine kadar olan anılarını “çocukluğun soğuk geceleri” kitabında anlatıyor. Daha sonra yönetmen Erden Kıral ile evlenmiş ve bir kızı olmuş. Fakat yine neden olduğunu bilmediği, ruhsal dengesizliğin vermiş olduğu bir kararla sevdiği halde eşinden boşanmış. Almanya’ya yerleşip burada çeviriler yapıp kitap yazmaya devam etmiş. İkinci romanı olan “Bir İntiharın İzinde”yi yazmış. Bu kitap Almaya’da ödül alıyor ve Bir intiharın izinde, Ferit Edgü’nün fikriyle Almancadan Türkçeye çevrilirken ismi Yaşamın Ucuna Yolculuk olarak değiştiriliyor. Tezer’i Berlin’de yeniden aşık olup evlendiği eşinden bu kez kendisi değil ölüm ayırıyor. Tezer 43 yaşında göğüs kanseri nedeniyle hayata gözlerini yumuyor. Hayatı “hiçbir yere bağlı olmamak” ve yaşamı bir tür “gitmek” olarak algılayan ve uygulayan kimine göre bohem, kimine göre tutunamayan bir kadın olarak değerlendirilen Tezer; geriye iki öykü, iki roman, deneme kitapları ve bir senaryo bırakıyor.
Yaşamın ucuna yolculuk; Özlü’nün sevdiği yazarların yaşadığı yerleri görmek, onları orada hissetmek, bunalımlarına yoldaşlık etmek adına çıktığı yolculukları anlatıyor. Önce Prag’a Kafka’nın evine ve mezarına, sonra İtalya’ya Svevo’nun evine ve en son tutkuyla bağlı olduğu Pavese’nin Torino'da bütün özel kâğıtlarını yok edip, 21 adet uyku hapı alarak intihar ettiği otel odasına gidiyor. Kitabın çoğu Pavese’nin ölümle-yaşam arasında sıkışmışlarını anlatan alıntılarla dolu. Bunları anlamaya anlamlandırmaya çalışan Tezer’in içinde biriktirdikleri; Pavese’nin mezarına gittiğinde başgösteriyor. Pavese’nin ölümünü, gazete altta küçük bir haber olarak duyurur. Oysa magazin haberleri, gösterime giren filmler bile daha gösterişli puntolarla verilmişti. Tıpkı Pavese’nin “eğer yaşıyorsak bunu bir başkasının kirletilmiş cesedine borçluyuz” sözündeki gibi Özlü bu çarpıcı bölümde, bir canlı için sona eren hayatın diğer canlılar için hâlâ sürdüğünü ve yaşayanların dünyasında ölenlerin ilgi çekmediğini vurguluyor. Çok tanıdık değil mi?
Tezer çıktığı bu yolculuklarda yanına hiç dinmeyen ve geçmeyen baş ağrısıyla diş ağrısını da alıyor. Anlatımındaki bu ağrılar öyle gerçekçi öyle sancılı ağrılar ki, kitaba kendinizi biraz fazla kaptırırsanız ağrı eşiğiniz alarm vermeye başlayabilir. Ve trenler… Trenler Özlü için, özgürlüğünün simgesi. Onu gideceği yere götürürken, çıktığı içsel yolculuğunda ona arkadaşlık eden vasıtalar. Yollar ve yolculuklar.. Kimi zaman gitmek kimi zaman gelmek için, kimi zaman kaçmak kimi zaman kavuşmak için, kimi zaman aramak-bulmak-sorgulamak kimi zaman kör-sağır-dilsiz olmak için..
Tezer’i anlamak için onun dünyasını bilmek lazım dedik ya; Tezer’le etkisi altında kaldığı yazarları okumuş, içinde bulunduğu toplum ve aile dayatmalarına başkaldırı niteliğinde gitmek ve yalnız yaşamak fiilini gerçekleştirmiş, aynı ideolojinin tarafları olmuş biri olarak kitabı okumaya çalıştım. Ancak benim gibi; “hayat haksızlıklarla dolu ama yine de güzel” ve ” Eğer mutluluğunuz, bir başkasının yaptıklarına bağlıysa, çok ciddi bir sorununuz var demektir” felsefesinden yola çıkarak inatla yaşamaya devam edenlerdenseniz Tezer’le bütünleşemeyebilirsiniz. Ben de Tezer’le birlikte bir tutunamayan değil Tezer’le bütünleşemeyen biri olarak; Tezer’in bir varoluş çabası içinde nihilizmi elden bırakmadan pesimist düşüncelerle yazdığını, felsefe yönünden bakarsak “ben neredeyim, ne yapıyorum” gibi sarsıcı düşüncelere sevk etmediğini, edebi anlamda da derinliğinin olmadığını ve anlatımda kopukluklar olduğunu söyleyebilirim. Tezer’le en baskın ortak düşüncem “insanlar arasındaki yalnızlık”. Kalabalıklar arasında o hengâmede insan sesleri arasında kendi sesini duyamaz hale gelmek ve hiçbir şeyden zevk almamak. Sanırım insan hayatında ki en ağır ve acı gerçektir. Kitabın ismi yaşamın ucuna yolculuk ama bu yolculuklar yine intiharlara gebe. Şahsi fikrim ilk haliyle "Bir intiharın izinde" olarak kalsaydı görüşünde.
Kitaptan Altını Çizdiklerim:
-İnsan çoğu kez son bulduğu duygusuna kapılıyor, oysa yaşamın sonsuzluğunu algılayabilmek için bile yeterli değil, bir insan ömrü…
-Her sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu.
-Tüm duyguların en güzeli duygusuzluk; öyle bir duygusuzluk ki, insanın tüm dünyayı ve insanları kucaklayabileceği duygusuzluğunun duygusu...
-Bütün yaşama cesaretimi ölülerden alıyorum. Anlatılarında yaşadığım ölülerden. Bu kahrolası dünyayı, yaşanır bir dünyaya dönüştürmeyi başarmış ölülerden. Dünyanın ihtiyacı olan, her olguyu vermiş, söylemiş, yazmış ölülerden."
- Pavese der ki; "dünya nasıl olması gerekiyorsa öyle. kendi kendini kurtaramayanı kimse kurtaramaz."

1 yıl, 4 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

"Yalnız evler görkemli. Mağazalar görkemli. İnsanlar iyi giyimli. Ama içlerinde soluk yok. Soluk yok."

7 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
9 puan

tezer özlü nün dipsiz kuyuları.. karamsarlık,yaşamın hiçliği. toplumdan nefret ediş. okunası bir kitap. sizi üzecektir ama

1 ay önce
Puan : hepsi | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10
Değerlendirme Zamanı: en yeni | en eski