Kuralsız Okuma Grubu

Birlikte seçelim, birlikte okuyalım, isteyen ve okuyanla birlikte tartışalım📖📚📒


Tür: Genel | Açılış, 26 Temmuz 2018
<< tüm tartışmalar

Sylvia Plath - Sırça Fanus

Tartışma Cevapları
« geri ileri »

1 ile 3 arası cevap gösteriliyor, toplam 3 cevap.
2 kişiden 2 kişi beğenmiş.

Şubat kitabımızı da okuyan arkadaşlarla tartışabiliriz.

Benim için Sırça Fanus yıllardır okunmayı bekleyen bir kitaptı. Bir çok olumlu yorum duymuştum ama zihnimden bir türlü Bridget Jones'un Günlüğü tarzında bir kitap olacağı düşüncesini atamamıştım. Anlayacağınız önyargılıydım. Herhalde kolayıma geldi ya da kitabın kapağı yüzünden böyle düşündüm. Aslında Fahrenheit 451den öğrenmem gerekirdi kitaplar ve insanlar hakkında kapaklarına bakarak yargıya varmamam gerektiğini. Bu da kendimce öz eleştiri:) Ama kapak konusunda hala aynı fikirdeyim:)

Kitap benim için büyük sürpriz oldu yukarıda bahsettiğim anlamda:)

Kadın olmak zor bu dünyada. Genel düşüncem hep bu yönde. Kadının doğası gereği duygu durumu değişken, ayrıntılar da arayışta...En önemlisi kadının anlam arayışı ve sorgulama eğilimi hiç bitmiyor. Nitekim Sırça Fanus Esther Greenwood 'un değil sadece; bence bir çok kadının yaşamının özeti. Kimimizin zihni bu yaşantıları psikolojik bir rahatsızlığa dönüştürüyor, kimimiz bunu kabul edip yoluna devam ediyor. Yarı otobiyografik diye anılan ama bazı yorumlara göre ise büyük bölümü Sylvia Plath'ın hayatını anlatan bir roman okuduk.
Çağının ilk feminist yazarlarından olması kendisini daha bir anlamlı hale getiriyor sanırım. Ayrıca şiire olan merakı onu şairlik yönünü de ortaya çıkarmış. Hayatının aşkı denilen adam da büyük bir şairmiş.
Hayatını biraz araştırdığım da, kitabın olay örgüsü Sylvia'nın hayatıyla paralel bir seyir izlediğini anladım. Küçüklüğünden beri Manik-Depresif bozukluğu olan ve yıllar geçtikçe ilerleyen psikolojik rahatsızlığı kendisini ölüme kadar götürmüş nitekim...

Kitap bir genç kızın hayatının anlamını yavaş yavaş kaybetmesini; kendi sırça fanusundan çıkamayan, çıksa da tekrar o fanusun içine düşmekten korkan, melankolinin ve depresyonun zaman zaman sınırlarında zaman zaman ise içinde yaşayan kayıp bir kızın romanı...

Kitap üzerine daha bir çok şey yazılabilir. Sizlere de bırakayım dimi :)))
Yorumlarınızdan sonra katılırım bir parça daha:)

Keyifli okumalar:)

3 hafta önce     
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

Merhaba.

Geç yazabildiğim için üzgünüm, kitabı ancak bitirebildim.

Okurken o sıkıntıları ve her şeyin anlamsızlığı duygusunu bize de hissettiren bir roman olduğu için epeyce etkiledi ama iyi ki okuduk bu romanı da.

Özlem, senin de belirttiğin gibi kadın olmaya ve bunun zorluğuna dair çok şey vardı kitapta. Sadece Esther'in hayatında da değil, çevresindeki kadınların hayatlarında da görebiliyorduk.

Esther'in çözülmesi nerede başladı emin değilim ama kadın olmanın güçlükleri yanında bir yarış atı gibi her şeyde en iyi olmaya çalışmanın da etkisi var gibi görünüyordu sanki. Sık sık vurguluyordu Esther, her zaman en iyi puanları alırdım, her zaman başarılı olurdum diye. Fakat New York'a gittiğinde birçok yerden darbe yedi. Bir yandan Jay Cee'nin ona eksikliklerini gidermesi gerektiğini söylemesi, diğer kızların saçma da olsa hayalleri/hedefleri varken Esther'in hayallerinin çok havada kalması, Doreenle gece çıktıklarında kendisinin değil Doreen'in ilgi odağı olması, en sonunda eve döndüğünde ise kesin olarak kabul edileceğini düşündüğü bir derse yetersiz görülerek kabul edilmemesi. Sürekli başarılı olmaya alışmış bir insan için bu kadar hayal kırıklığı fazla olmuş maalesef... (Üstüne bir de Finnegan Uyanması gibi zor bir kitap üzerine tez yazmaya çalışması tuz biber oldu sanki...)

Bir de dönemin siyasi yapısı da etkilemiş gibi Sylvia Plath'i (ya da Esther'i). Rosenberglerin idamı ve o dönem yaşanan diğer haksızlıklar onun yaşamaya olan inancını sarsmış olabilir. Bu ruh halini biraz anlıyorum da şahsen.

Sırça Fanus metaforu da çok çarpıcı. O ölü bebekleri Sırça Fanus'un içinde gördüğü günü hiç unutamamış. Bir şair dokunuşu var sanki burada.

Ve Sylvia Plath'in sonuyla ilgili ya da kitaptaki Esther'in intihar düşüncesiyle ilgili asıl mesele belki de, "şair olmak". İntihar eden ya da intihara meyilli olan pek çok şair var. Şairler duyguları böyle yoğun yaşadıkları için mi şair oluyorlar yoksa şair oldukları için duyguları yoğun mu yaşıyorlar bilmiyorum ama şiirdeki o müthiş coşkuyu duyabildikleri gibi müthiş acılar da çekiyorlar galiba. İntihar eden şair olarak aklıma Nilgün Marmara ve Kaan İnce geldi, biraz daha bakayım dedim internette, Nilgün Marmara'nın “Slyvia Plath’ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi” adlı bir tezi olduğunu gördüm, kaldırabileceğimizi düşündüğümüz bir zamanda bu tezi de inceleyebiliriz.

Şimdilik bu kadar benden de. Özlem bilgiler ve yorum için teşekkürler tekrar.

İyi okumalar hepimize...

2 hafta önce     
1 kişiden 1 kişi beğenmiş.

Özlem, kitabın eski baskısını okuduğumdan yeni kitap kapağına dikkat etmemiştim. Dediğin gibi bir izlenim bırakıyor sahiden, "Amerikan edebiyatının melankolik prensesi" yazmışlar bir de... Bu büyük bir eleştirmenin Amerikan edebiyatseverler tarafından benimsenmiş bir lafıysa bilmiyorum ama kapakta parıltılar içinde elbiseli bir silüet ve bu yazı pek yerinde olmamış gibi görünüyor.

Fahrenheit 451'deki sözü hatırlatman da iyi oldu bize:)



2 hafta önce     
« geri ileri »
Bu gruba katıl!
Grup Kütüphanesi
Tüm Gruplar