Kuralsız Okuma Grubu

Birlikte seçelim, birlikte okuyalım, isteyen ve okuyanla birlikte tartışalım📖📚📒


Tür: Genel | Açılış, 26 Temmuz 2018
<< tüm tartışmalar

Halil Cibran (Lübnan 1883-1931)-Mezar Kazıcısı

Tartışma Cevapları
« geri ileri »

1 ile 2 arası cevap gösteriliyor, toplam 2 cevap.
2 kişiden 2 kişi beğenmiş.

MErhaba :)
Yeni hafta ve yeni yazar ve öykümüz:) Tanıyalım..

Halil Cibran, 6 Ocak 1883’te Lübnan’nın kuzeyindeki dağlık bölgede, Beşare kasabasında doğdu. Arapça adı Jubrān Khalīl Jubrān olan yazarın ailesi Hristiyan Maruni mezhebinden olsa da kendisi hem İslamiyet’ten hem de Sufi geleneğinden ve de Bahailik’ten büyük çapta etkilenmiş, bir dünya vatandaşı olduğunu ve tüm insanları ayrımsız kucakladığını söylemiştir.
Halil Cibran, 8 yaşına gelince babası vergi kaçırmak suçuyla tutuklanıp tüm mal varlıklarına el konunca 1895’te ailesiyle birlikte Boston’a göç eder. Ancak babası Lübnan’da kalır. Amerika’daki bu yılları yoksulluk yılları olacaktır ki, yaşamında silinmez izler de bırakacaktır. Annesi Kamile seyyar satıcılık yaparak aileye bakar. Ailenin eğitim alan tek çocuğu Halil Cibran’dır. Okul kaydı sırasında Cubran Halil Cubran olan adı, Halil Cibran olarak yazılır, sonraki yıllarda bunu düzeltmek istese de ismi böyle kalır.

1896’da onu evrensel sanatla tanıştıran, onun eğitimiyle ilgilenen adeta hamisi olan fotoğraf sanatçısı Fred Holland Day olur. Fred Holland onun resimlerinin kitap kapağı olarak yayınlanmasını sağlar. Boston sanat çevresinde tanınır olmaya başlayınca aile kaygılanır ve onu tekrar Lübnan’a yollar. 1898’de Lübnan’a dönerek Maruni Kilisesi’ne bağlı Me’hadûl-Hikme okuluna girer. Burada Arap Dil ve edebiyatı ile Arapça İncil’e ilgisi dışında, uzun saçlı, dini vecibelerini aksatan, okulla sorunlu bir gençtir. Fakat yine de okulu bitirir. Hasta kızkardeşi ve annesi nedeniyle 1902’de Boston’a geri döner. Aynı yıl art arda kızkardeşini, üvey erkek kardeşini ve annesini hastalıklar nedeniyle kaybeder.

1904’te Boston’da Arap göçmenlerin gazetesi olan el-Muhacir’de deneme türündeki ilk edebi ürünlerini yayımlar. Bu ilk çalışması, kafesteki kuşu romantik bir şekilde betimlediği Vizyon adlı makalesidir. Fred Holland Day’ın bir sergisinde kendisinden iki yaş büyük güzel şair Josephine Preston Peabody ile tanışır, portresini çizer. Cibran’a “Genç ermişim benim” diye hitap eden Josephine’le aralarında duygusal bir yakınlaşma olur. Halil Cibran en tanınmış eseri Ermiş’e esin kaynağı olan Josephine Preston Peabody’e ithaf eder kitabını. Daha sonra evlenme teklif etse de red cevabı alır ve Josephine bir başkasıyla evlenir.

1905’te ilk Arapça eseri, üvey ağabeyinin ud çalmasından ve Fred Holland Day’ın opera davetlerinden esinlendiği Nubthah fi Fan Al-Musiqa yayımlanır. Yaşamı boyunca ona koruyuculuk eden, kendisinden on yaş büyük Mary Haskell ile tanışır. Ona finansör olacak, İngilizce yazmaya teşvik edecek, hatta zaman zaman editörlüğünü yapacaktır. Onun sayesinde sanatçı oldum dediği Mary’e evlenme teklif etse de red cevabı alacaktır. Mary tanıştıktan sonra 17 yıl boyunca Cibran’ın yaşamına dair kişisel anıları içeren bir günlük tutacaktır. Bu dönemde yazdığı Arapça şiirler, ileride yazacağı İngilizce şiirler kadar başarılı olmayacaktır. Eserlerinde kadın hakları konusu, ruhban sınıfına yaptığı eleştiriler tehlikeli, ihtilalci ve gençliği zehirleyici bulunarak kilise tarafından afaroz edilir. Cibran şöyle der: “Cezaya çarptırılıp, sürgüne gönderildim ve kilise tarafından aforoz edildim. Geçirdiğim yıllarda hiçbir pişmanlığa kapılmış değilim. Gerçeği arayıp da onu insanlara açıklayan herkes acı çekmeye mahkumdur.”
Resim bilgisini geliştirmek amacıyla 1908-1910 arasında Paris’te kalır. Bu gezi sırasında Auguste Rodin ve dönemin tanınmış sanatçılarıyla tanışır, sanatsal anlamda olgunlaşmasına neden olan bir gezidir. Döndükten sonra New York’a yerleşir ve kendisini Arapça ve İngilizce edebi denemeler, öyküler yazmaya ve resim yapmaya verir.
1908’de yayımlanan Asi Ruhlar’da yer alan öykülerde Cibran, toplumdaki ikiyüzlülüğü şiddetle eleştirir, geleneksel toplumlarda kadının sokulmaya çalışıldığı dar kalıba karşı çıkar, devlet yönetiminin ahlaki temellerini sorgular, anavatanı Lübnan’daki atalardan yadigar adetleri bütün çıplaklığıyla gözler önüne serer
1912’de yayımlanan Kırık Kanatlar için Mary’e yazdığı mektupta kitapta anlatılanların kendisiyle ilgili olmadığını söylese de, ona göre bu kitabı ruhsal bir otobiyografidir. Arapça yazdığı bu romanı genç bir adamla, sonu talihsiz biten bir aşk yaşayan Selma Karami’nin öyküsünü anlatır. Selma’nın öyküsü Cibran’ın Lübnan’da okurken aşık olduğu dul Sultana Tabit’le ilgilidir. Bazı eleştirmenlere göre ise hocası Selim Dahir aracılığıyla yine Lübnan’da tanıdığı, aşık olduğu genç bir kızla yaşadığı sonu hüzünle biten aşkın hikayesi.
Arap Edebiyatı’ndaki ilk kadın yazarlarından Mey Ziyade, 1912’de Halil Cibran’ın Kırık Kanatlar adlı kitabını okur ve özellikle kitaptaki Selma Karami’den etkilenir ve Halil Cibran’a mektup yazar. Uzun bir bekleyişten sonra Cibran’dan yanıt gelir. İşte o günden, Cibran’ın öldüğü 1931 yılına dek tam on dokuz yıl boyunca aralıksız sürecek olan mektuplaşmalar başlar. Edebi ve felsefi görüşlerin paylaşıldığı entelektüel sohbetler içeren bu mektuplaşmalar, giderek derin bir tutkuya ve aşka dönüşür. Uzun yıllar görmeden, sesini duymadan, mektuplarıyla hayatını dolduran Cibran’ın ölümünden sonra intihara bile kalkışır. Bu girişiminin ardından yakınları onu Mısır’dan alıp Lübnan’a götürür. Bir süre akıl hastanesinde kalır. 1941 yılında Kahire’de ölür. Aralarındaki mektuplar Aşk Mektupları – Halil Cibran adıyla yayımlandı.
1928’de sağlığı giderek kötüleşmesine rağmen, alkolle dostluğunu ilerletir. Ruhsal durumu da iyi değildir, öyle ki hayranlarıyla buluştuğu bir gün ansızın gelen ağlama krizine girer. 10 Nisan 1931’de ilerlemiş siroz ve tüberkülozdan 48 yaşında yaşama veda eder. Ocak 1932’de doğduğu yere yakın Mar Sarkis Manastırı’na defnedilir. Ne yazık ki kemikleri mezarından çalınır ve bulunamaz.

NOT: http://www.leblebitozu.com/lubnanli-sair-halil-cibranin-kitaplari-ve-hayati/ adresinde resimlerinden bazıları, mektuplaşmalarından bazılarının örnekleri var. incelemek istersiniz belki:)

4 gün önce     
0 kişiden 0 kişi beğenmiş.

Merhaba.

Halil Cibran hep hayat dersi verdiğinden kendimi hayat dersi almaya hazırlayıp okumaya başladım öyküyü. Her zamanki gibi hayat dersleri vardı, olumsuzlukların içinde gizliydi bu hayat dersleri. Aynı zamanda da tüyler ürpertici bir öykü olmuş bence, bu bakımdan bayağı beğendim.

Öyküde Abdullah karakterinin karşılaştığı korkunç gölgede genellikle şeytana atfettiğimiz özellikler vardı: Kuvvetli korkunç bir gölge olarak belirip Allah'a isyan etmekten, insanların kötü olduğundan, aileden alınan ahlaka uymamak gerektiğinden, peri kızıyla evlenmekten vs bahsediyordu. Şeytandan beklenecek şeyler bunlar. Böyle etkileyici bir şekilde Şeytanla karşılaşmak ve ona uymak Abdullah'ın şanssızlığı diye düşündüm önce ama sonra öykünün başı geldi aklıma. Abdullah oraya kendi gitmişti. Hayatın Gölgesi denen, mezarlık olduğunu düşündüğüm bu yere gece vakti gitmiş ve belki de tam olarak böyle bir şeyle karşılaşmayı beklemişti. Gerçi orada bulunmasının sebebini "yalnızlığı bulmak için geldim" diye açıklıyor ama aldığı cevap "sen nereye gidersen ben oraya giderim, ben yalnızlığın kendisiyim" oluyor. Sanki burada Tanrı gibi şeytan da içimizde ve biz onu çağırdığımızda geliyor anlamı çıkabilir gibi geldi bana. Bu da çok klasik bir sonuç oldu:)

Sizler neler düşündünüz/düşüneceksiniz merak ediyorum. Görüşmek dileğiyle...



7 saat önce     
« geri ileri »
Bu gruba katıl!
Grup Kütüphanesi
Tüm Gruplar